G7 Zirvesi’nden yansıyan hegemonya krizi

ABD ve AB arasındaki ilişkilerin giderek gerileceğinin sergilendiği bir sahneye dönüştü ve bu ilişkilerin zorlu bir dönemece gireceğinin somut işaretlerini vermiş oldu. Dolayısıyla ABD ve AB ilişkileri, onarılması zor yeni bir aşamaya geçmiş ve çatışma daha da sertleşmiş bulunuyor.

Dünyanın en gelişmiş yedi büyük ekonomisine sahip olan ve G7 olarak bilinen birliğin Kanada’da yapılan iki günlük liderler zirvesine emperyalist hegemonya krizi damgasını vurdu. Zirveden önce, zirve süresince ve zirve sonrası Trump ile diğer emperyalist liderler arasında, yüzlerdeki diplomasi maskesinin de sökülüp atıldığı bir üslupla gerçekleşen sert tartışmalar, sataşmalar ve gerilimler emperyalist çıkarlar ve öncelikler arasındaki derin ayrılıkları dışa vurdu. Yanı sıra tüm emperyalist zirvelerde olduğu gibi bu zirvenin sonuç bildirgesinde de “daha huzurlu, barış dolu ve güvenli bir dünya inşa etmek için işbirliği” türünden temenni ve iddiaların vurgulanması adetten olsa da, zirve, emperyalizmin doğrudan sorumlusu olduğu küresel sorunlara çözüm bulma yetenek ve karakterde olmadığını bir kez daha göstermiş oldu.

“Ekonomik eşitsizlik”, “iklim değişikliği”, “çevre kirliliği”, “cinsiyet eşitsizlikleri” ve daha başka konuların ele alındığı G7 Zirvesi, göstermelik kimi girişimlerin dışında bu başlıkların hiçbirinde somut adım atılamadan ve hemen hiçbir konuda anlaşma sağlanmadan sona erdi. ABD’nin Avrupa Birliği, Kanada ve Meksika’dan ithal edilen çeliğe yüzde 25 ve alüminyuma yüzde 10 ek gümrük vergisi uygulama kararı; Paris İklim Anlaşması’ndan ve İran ile yapılan nükleer anlaşmadan çekilmesi; Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilan etmesi; NATO’ya eleştirileri; İsrail-Filistin sorunu vb. başlıklar Washington ile diğer üye ülkeler arasında görüş ayrılığı yaratan temel konuların bazılarını oluşturuyor. “İklim değişikliği ve çevre kirliliği” çerçevesinde tartışılan ve karara bağlandığı ileri sürülen “plastik kirliliğinin okyanuslarda azaltılması” konusu bile ABD ve Japonya tarafından kabul edilmeyerek, sorun alanına dönüştü. Dünyadaki plastiğin yüzde 10’undan azı geri dönüştürülürken, okyanuslarda 150 milyon tonun üzerinde plastik atık olduğu kaydediliyor. Plastik kullanımının azalmaması durumunda bunun ürkütücü sonuçlarına işaret ediliyor.

Özetlenen bu anlaşmazlık konularından hareketle söz konusu zirve, “tarihin en bölünmüş G7 zirvelerinden biri” olarak tanımlanmış oldu.

G7 ülkelerinin devlet ve hükümet başkanları arasındaki gerilim ve anlaşmazlık, zirve öncesinde başlamıştı. ABD Başkanı Donald Trump’ın, 2014 yılında Kırım’ı ilhak ettiği gerekçesiyle gruptan atılan Rusya’nın da gruba yeniden katılması gerektiğini söylemesi, katılımcılar arasında bölünme yarattığı gibi şaşkınlığa da neden olmuştu. Trump, zirveye gitmeden önce Washington’da yaptığı açıklamada, “Rusya’nın en kötü kabusuyum” hatırlatmasını yaptıktan sonra, “Rusya’nın da müzakere masasında” olması gerektiğini ekleyerek, dünyada düzenin sağlanması için Rusya’ya ihtiyaç olduğunu belirtmiş, İtalya hariç öteki ülkelerin tepkisiyle karşılaşmıştı. Zirve öncesi bir başka çıkış da Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’dan gelmişti. Macron, Trump’ın mahalle kabadayılığını andıran tutumlarından hareketle, “Amerikan başkanı izole edilmeyi dert edinmiyor olabilir ama biz de gerekirse 6 ülkeli anlaşma imzalamayı dert edinmeyiz. Çünkü bu 6 ülke artık gerçek bir uluslararası güç olan bir piyasayı temsil ediyor” şeklinde açıklama yapmıştı. Böylece, ABD olmadan yola devam edebilecekleri mesajı vererek, zirve öncesi gerilime yeni bir boyut eklemişti.

Sonrasında Almanya Başbakanı Angela Merkel, G7 Zirvesi çerçevesinde düzenlenen basın toplantısında ABD ve Avrupa arasındaki çözümsüzlüğe vurgu yaparak, “Burada ABD ile Avrupa Birliği (AB) arasında fark edilebilir görüş ayrılıkları var” demiş ve bu farklı görüşlerin giderilmediğini belirtmişti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da aynı düşünceleri dile getirerek, Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) reforme edilmesi gerektiğini ifade etmişti. Yanı sıra, bu zirvede AB ile ABD arasında kapsamlı çalışmaların gerekliliğinin ortaya çıktığına da dikkat çekmişti.

Zirveye gecikmeli gelen ve Kuzey Kore lideri Kim Jong Un’la Singapur’da yapacağı görüşme nedeniyle G7 Zirvesi’nden erken ayrılan Trump ise, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, Kanada Başbakanı Justin Trudeau’nun ABD’nin çelik ve alüminyuma gümrük vergisi uygulamasını eleştirmesini sert ve aşağılayıcı bir dille yanıtladı. “Başbakan Justin Trudeau, ben ayrıldıktan sonra bir basın toplantısı düzenleyip ABD gümrük vergilerinin adeta hakaret olduğunu ve ‘itilip kakılmayacağını’ söyleyene kadar G7 toplantılarımızda çok uysal ve nazik davrandı” diyen Trump, Trudeau’nun tutumunu “onursuz ve zayıf” olarak nitelendirdi. ABD’nin, yeni gümrük vergilerini Kanada’nın Amerikan süt ürünlerine uyguladığı yüzde 270 oranındaki gümrük vergisine cevap olarak hayata geçirdiğini savunan Trump “Justin’in basın toplantısındaki yanlış açıklamalarına ve Kanada’nın Amerikan çiftçi, işçi ve şirketlerine uyguladığı büyük gümrük vergilerinden dolayı ABD temsilcilerine, G7 sonuç bildirgesini onaylamamaları talimatı verdim ve bildiriyi imzalamayacağım” demişti.

Yanı sıra, Kanada Başbakanı Justin Trudeau’nun Trump’la yaptığı telefon görüşmesinde, “Gümrük vergisi uygulamasını nasıl ulusal güvenliğe bağlarsınız?” sorusuna, Trump, “Beyaz Saray’ı siz yakmadınız mı?” diye kendine özgü bir budalalıkla yanıt verdi ve dolaysıyla sosyal medya kullanıcıları tarafından madara edildi.

“Daha huzurlu, barış dolu ve güvenli bir dünya inşa etmek için işbirliği” vurgusunun yapıldığı zirvenin sonuç bildirgesinde, herkesi kapsayan büyümeye yatırım yapılmasının benimsendiği, gelecekte etkili olacak iş ve meslek alanlarına hazırlık yapılacağı, cinsiyet eşitliğinin ve kadınların güçlendirilmesinin geliştirilmesine katkı verileceği duyuruldu. Bu çerçevede kalkınmakta olan ülkeler ile kriz bölgelerindeki kız çocukları ve kadınların desteklenmesi için 4 milyar 700 milyon euro ayrılması konusunda da uzlaşma sağlandığı “mutlulukla” duyuruldu. Trump’ın Kore yarımadasındaki nükleer silahsızlanma çabalarına da destek sunuldu. “Kural tabanlı bir uluslararası ticaret sisteminin öneminin altını çiziyor ve korumacılığa karşı mücadeleye devam ediyoruz” denilen bildirgede, Rusya ya da Çin’den gelebilecek istikrarsızlık çabalarına karşı ortak savunma sistemi konusunda uzlaşma sağlandığı da belirtiyor.

Tüm bunların yanı sıra, zirvenin en çok konuşulan ve yanı sıra alaylara vesile edilen konularından biri de dünya liderlerinin Trump’ın etrafını sardığı dikkat çekici fotoğraf oldu. Almanya Başbakanı Angela Merkel’in zirve sonrası Instagram hesabından paylaştığı fotoğraf, “zirvenin atmosferini özetler nitelikte” gibi yorumlara ve karikatürlere konu oldu.

Büyüyen ve sertleşen paylaşım kavgası

Emperyalist devletler arasında özellikle uluslararası ticaret konusunda ortaya çıkan çatışmanın daha da görünür olduğu G7 Zirvesi, gerilimle başlayıp gerilimle sona erdi ve emperyalist hegemonya mücadelesinde yeni bir aşamaya işaret etti. G7 Zirvesi, aynı zamanda ABD ve AB arasındaki ilişkilerin giderek gerileceğinin sergilendiği bir sahneye dönüştü ve bu ilişkilerin zorlu bir dönemece gireceğinin somut işaretlerini vermiş oldu. Dolayısıyla ABD ve AB ilişkileri, onarılması zor yeni bir aşamaya geçmiş ve çatışma daha da sertleşmiş bulunuyor.

ABD ve AB arasındaki emperyalist çıkar ve hegemonya çatışması on yıllar önce başlamış, gelinen aşamada açık ve ileri biçimler kazanmıştır. Özellikle de Alman sermayesinin kat ettiği mesafe üzerinden küresel ölçekte başrol oynamaya soyunan bir Alman emperyalizmi ve onun başını çektiği AB vardır. AB’nin bel kemiğini oluşturan Alman emperyalist ekonomisinin büyüyen gücü, öteki emperyalist rakiplerin yanı sıra ABD için de tehlike oluşturmaktadır. Zira ABD hegemonyasının çözülüşü ve gerilemesi karşısında Alman sermayesinin liderliğindeki AB, yükselen emperyalist bir odak olarak sahne almakta, küresel güç olarak sivrilme olanaklarını zorlamaktadır. Bu durum, emperyalist güçler arasındaki rekabete yeni boyutlar kazandırmaktadır.

Esasen G7 zirvesinden yansıyanların gerisinde, dünya egemenliğinin nasıl paylaşılacağı, egemenliğin kimlerin elinde olması gerektiği, sömürü ve yağmada kimlerin hangi payı nasıl kapacağı sorunu bulunmaktadır. Emperyalist şefler arasındaki derin çıkar çelişkilerinin ve görüş ayrılıklarının G7 toplantısında adeta bir mahalle kavgası biçiminde kendini ortaya koyması bundandır.

ABD öncülüğündeki emperyalist dünya düzeninin 20. yüzyılda yarattığı ilişki ve dengeler çözülmekte ve mevcut durum sürdürülemez hale gelmektedir. Zira her bir emperyalist odak küresel bir güç olma peşindedir ve hegemonya kavgasında aktör olma çabasındadır. Daha düne kadar hayranlık duydukları, devasa ekonomik ve militarist gücü karşısında sindikleri, peşinden sürüklenip adeta ağabeyi kabul ettikleri ABD, artık “batılı dostları” tarafından cepheden mücadelenin konusu edilebilmekte, onun karşısına daha iddialı bir şekilde dikilebilmektedirler.