İran’a emperyalist kuşatmanın bedelini emekçiler ödüyor

ABD emperyalizminin ilan ettiği bu küstahça hedef gerçekleşmese de İran’daki sosyal sorunları daha da derinleştirmesi ihtimal dahilindedir. Bu ise kitle eylemlerinin de devam edeceği anlamına geliyor. Görünen o ki İran’da kitle hareketinin aşması gereken temel sorunlardan biri hem mollalar rejiminin sosyal yıkımına hem emperyalist saldırganlık ve küstahlığa karşı mücadeleyi birleştiren bir program ve siyasal önderlik yaratabilmektir. Bu düzey yakalanmadan yazık ki kitle hareketinin sağlıklı bir zeminde gelişip güçlenmesi çok zor olacaktır.

İran’da son dönemde kitle eylemlerinde artış gözleniyor. Yeni yıla birçok kente yayılan bir kitle hareketiyle giriş yapan İran, son günlerde de eylemlere sahne oldu. Geçen haftaya Tahran’da gerçekleştirilen esnaf eylemleri damga vururken, hemen ardından su kesintileri ve içme suyundan kaynaklanan zehirlenmeleri protesto eylemleri gerçekleştirildi.

Protesto eylemleri genelde sosyal sorunlardan kaynaklanıyor. İşsizlik, düşük ücret, ücret ödemelerinin aksatılması, İran riyalinin dolar karşısında değer kaybetmesi, gelir dağılımı adaletsizliği vb… Bazı çevreler protesto eylemlerini farklı amaçlar için kullanmaya çalışsa da emekçi kitleler haklı ve meşru taleplerle sokaklara çıkıyor.

Ambargonun etkileri

İran hem petrol hem doğalgaz kaynakları bakımından zengin bir ülkedir. Buna rağmen ekonomik alanda yaşanan sorunların derinleşmesinde ABD ile işbirlikçilerinin bu ülkeye karşı uyguladıkları ambargonun önemli bir payı var. Elbette krizin esas kaynağı İran kapitalizmidir. Bununla birlikte İran’ın mali ve ticari faaliyetlerini kısıtlayan ambargonun sorunları derinleştirdiği de bir gerçektir.

On yıllara dayanan ambargonun İran ile 5+1 (BM Güvenlik Konseyi üyeleri Rusya, Çin, İngiltere, ABD, Fransa ile Almanya) ülkeleri arasında yapılan nükleer anlaşmayla kaldırılması bekleniyordu. Bu, ancak kısmen gerçekleşti. Zira ABD yaptırımlara devam etti. Donald Trump yönetiminin geçen ay anlaşmadan çekilmesi ise sorunu daha da derinleştirecek. Çünkü Trump ambargo uygulamakla yetinmiyor, İran’la işbirliği yapan AB ülkelerindeki şirketleri de tehdit ediyor. Nitekim bu baskıların son günlerde yoğunlaşmasıyla, İran riyali hızla değer kaybetti. 

Emperyalist-siyonist cephenin hesapları

İran karşıtı cephede ABD’nin yanı sıra siyonist İsrail ile şeriatçı Körfez rejimleri de var. Irkçı-siyonistlerle kral-şeyh takımı, İran yönetiminin yıkılmasını, Tahran’da Amerikancı bir rejimin kurulmasını hayal ediyorlar. Bu uğursuz hayallerin verili koşullarda gerçekleşme şansı bulunmuyor. Ancak ABD ile suç ortakları, ülke etrafındaki ablukayı sıkılaştırarak İran’ı kıstırmaya çalışıyorlar. Bu politikada ısrar, görünürde henüz kimsenin istemediği bölgesel bir savaşı bile tetikleyebilir.

Ablukanın yarattığı ağır faturayı İran burjuvazisi ya da iktidardaki elit mollalar tabakası ödemiyor. Ambargoya maruz bırakılan diğer ülkelerde olduğu gibi, İran’da da bedeli öncelikle işçiler, emekçiler, şehir ve kır yoksulları ödüyor. Nitekim emperyalist ve siyonist güçlerin temel hedeflerinden biri, kitle hareketlerinin yayılmasını körüklemek, sonra da hedefinden saptırıp rejimi yıkmanın bir aracına dönüştürebilmektir. Nitekim 2017 yılının son günlerinde gerçekleştirilen kitle eylemlerine ilk destek ilan edenler ABD, İsrail ve başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez şeyhleri olmuştu. 

İran’da kitle mücadelesinin sorunları

Emperyalist ve siyonist güçlerle Körfez şeyhlerinin İran’a karşı izledikleri küstah ve saldırgan politika, bu ülkedeki kitle hareketinin temel handikaplarından birini oluşturuyor. Birincisi, abluka, İran egemen sınıflarına sosyal yıkım saldırılarını gerekçelendirme fırsatı veriyor. İkincisi, gelişen hareketleri “dış güçlerin komplosu” diye damgalamak için zemin hazırlıyor. Elbette emperyalist ve siyonist güçlerin her hareketi istismar etmek için pusuda bekledikleri de bir gerçektir. Bu da işi daha da karmaşık hale getiriyor. Elbette bu handikaplara rağmen sosyal yıkıma karşı gelişen kitle hareketleri hem haklı hem meşrudur.

D. Trump’la bölgedeki suç ortakları, halen İran’ı daha sıkı bir ablukaya almanın yollarını arıyorlar. İlan edilen hedef; İran’ın petrol ve doğalgaz satışını tamamen bloke etmektir. “Aç bırakarak diz çöktürme” diye tanımlanan bu hedefin gerçekleşmesi mümkün görünmüyor. Zira İran petrolünün %80’inden fazlası halen Çin tarafından satın alınıyor. Bu da Trump’ın hedefine ulaşmasının kolay olmadığına işaret ediyor.

ABD emperyalizminin ilan ettiği bu küstahça hedef gerçekleşmese de İran’daki sosyal sorunları daha da derinleştirmesi ihtimal dahilindedir. Bu ise kitle eylemlerinin de devam edeceği anlamına geliyor. Görünen o ki İran’da kitle hareketinin aşması gereken temel sorunlardan biri hem mollalar rejiminin sosyal yıkımına hem emperyalist saldırganlık ve küstahlığa karşı mücadeleyi birleştiren bir program ve siyasal önderlik yaratabilmektir. Bu düzey yakalanmadan yazık ki kitle hareketinin sağlıklı bir zeminde gelişip güçlenmesi çok zor olacaktır.