Şantaj aracı olarak BRICS

Onların BRICS hayalleri tamamen toplumu aldatmaya yöneliktir ve hiçbir ciddiyete dayanmıyor. Bu durumu dinci-gerici uşakların efendileri de herkesten çok daha iyi bilecek durumdadırlar. Dolayısıyla onların BRICS şantajları da rehine politikaları gibi ellerinde patlamaya yazgılıdır.

Temmuz ayı sonunda yapılan BRICS zirvesiyle birlikte, eski bir nakarat, özellikle yandaş medya tarafından yeniden ve yüksek perdeden dillendirilmeye başlandı: “Türkiye makas değiştiriyor”, “Erdoğan BRICS’e katılmak için başvurdu” vs.

Ekonomik krizin ortaya çıkan öncü sarsıntılarının yıkıcı sonuçları karşısında bile çaresiz kalan Erdoğan, öncü sarsıntıların peşinden gelecek olan depremin nelere yol açacağını, saltanatının geleceğinin nasıl büyük bir risk altında olduğunu görüyor. Zira ellerinde ekonominin detaylarına dair sonsuz bilgiler bulunuyor.

Dış politikayı rehineler üzerinden şekillendirme gibi korsan devlet uygulamalarının ters teperek elinde infilak etmesini, ekonomik krizin ortaya çıkan öncü sarsıntıları tamamladı. İçeride “vatan, millet, Sakarya” nutukları eşliğinde estirdiği devlet terörüyle işleri idare etme alışkanlığının, dış politikada hiçbir anlam ve öneminin olmadığı yeniden görüldü.

“Ver papazı al papazı” muhabbetinin ters tepmesi su almaya başlayan geminin batma serüvenini hızlandırdı. Yandaş medya, ekonomideki bu hızlı dağılmayı gizlemek için olanca maharetiyle, varlık nedeni olan diktatörünün hizmetine koştu. BRICS nakaratını yeniden tedavüle sokarak, şeflerinin büyüklüğüne dair hurafeler yayıyorlar. Yaşanan ekonomik krizin nedenini sonuna kadar ve çok yönlü olarak bağımlı oldukları batının oyunu olarak lanse ediyorlar. Ekonomik yıkıma karşı BRICS’i tılsımlı bir değnek olarak ileri sürmeye gayret ediyorlar. Ortaya çıkan tablo, tam bir zavallılık ve çaresizlik tablosudur. Efendiler içinden efendi seçerek –ki aslında uşakların bu lüksleri de yoktur– soruna çare bulacakları yalanıyla toplumu oyalamayı kendilerine iş edindiler.

Uşakların efendi değiştirme lüksü yoktur

Ekonomik ve askeri alanda tamamen batı emperyalizmine bağlı Türk kapitalist sisteminin canının istediği gibi eksen değiştirme lüksü yoktur. Orman kanununun geçerli olduğu kapitalist-emperyalist sistemde kamplar keyfiyetle kurulmuyor ve dağılmıyor. Kampların kuruluşunun olduğu gibi dağılmasının da temelinde kan ve barut vardır.

Güçlünün “haklı” olduğu bir dünyada, kapitalist-emperyalist sistem içerisinde kalarak eksen değiştirmek, içeride devlet terörü eşliğinde şantaj ve tehditlerle işi idare etmeye benzemez. İçeride uygulanan baskı ve şiddet politikalarının karşılığının olmasının bir tek nedeni vardır; işçi sınıfı ve emekçi halkların örgütsüzlüğü ve dağınıklığı. Oysa dış dünyada bunun tam tersi vardır. Orman kanununun hakim olduğu emperyalist sistemde her devlet, en az Erdoğan rejimi kadar örgütlü ve tepeden tırnağa kadar silahlıdır. Üstüne üstlük Türk kapitalist sistemi batı kapitalist sisteminin bir eklentisi, onun ihtiyaçlarına göre şekillenmiş, ona ucuz işgücü ve pazar sağlama vaadiyle gelen yatırımlar ve kredilerle ayakta durabiliyor. Kısacası, teknolojik bakımdan olduğu kadar finans ve askeri açıdan da sonuna kadar batı kapitalizmine bağımlı olarak gelişmiştir. Bundandır ki BRICS üzerine yapılan güzellemelerin hiçbir karşılığı bulunmuyor. Kaldı ki BRICS de sahipsiz değildir. Erdoğan ve yandaş medyasının BRICS üzerine kurdukları içi boş ve yanıltıcı hayallerinin arkasında, sahip değiştirme uşakça ruhundan başka bir şey yoktur.

Onların BRICS hayalleri tamamen toplumu aldatmaya yöneliktir ve hiçbir ciddiyete dayanmıyor. Bu durumu dinci-gerici uşakların efendileri de herkesten çok daha iyi bilecek durumdadırlar. Dolayısıyla onların BRICS şantajları da rehine politikaları gibi ellerinde patlamaya yazgılıdır.

Sahnenin önüyle arkası farklı

“Ver papazı al papazı” üzerinden yapılan anlaşmayı tek taraflı olarak ihlal eden Erdoğan ve şürekasının karşısında, elinde tuttuğu güçten dolayı kapsam ve etki bakımından çok daha tehlikeli ve saldırgan olan Trump var. Amacı uşağının burnunu sürtmektir. Nitekim Trump’ın uşaklarını hizaya sokmak amacıyla ekonomik yaptırımlar için düğmeye bastığı, Türk lirasının istikrarlı bir şekilde yokuş aşağı yuvarlandığı bir zamanda, ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü Albay Rob Manning, “NATO ortağımız Türkiye ile olan askeri ilişkilerimiz son derece bağlı olduğumuz bir konudur” diyerek, askeri işbirliğinin planlandığı gibi işlediğini açıklıyordu. Sahneyle sahne arakasının tezadı bundan daha özlü olarak ortaya konamazdı.

Öte yandan 100 günlük eylem programının açıklamasında Çin piyasasına yöneldiklerini söyleyen Erdoğan, Çin ile girdikleri ticari ilişkilerin Türkiye’nin aleyhine seyrettiğine hiç değinmedi. Türkiye’nin toplam ithalatında Çin birinci sırada yer alırken, ihracatında ise 15. sırada yer alıyor. Türkiye’de toplam yabancı doğrudan yatırım stoku içinde AB’nin payı yüzde 68 iken, Çin’in payı sadece binde 8. Türkiye’nin ihracatında AB’nin payı yüzde 47 iken, Çin’in payı yüzde 1,8, Rusya’nın payı ise yüzde 1,7. Borsa İstanbul’daki yabancı yatırımcılar içinde ABD’nin payı yüzde 32 iken, Çin ve Rusya’nın bu alanda ciddi bir yatırımı bulunmuyor. Türkiye, BRICS ülkelerine karşı 2017’de 40 milyar dolar ticaret açığı verdi. Bu rakam, Türkiye’nin 2017’deki toplam dış ticaret açığının yüzde 51’ine denk geliyor.

Kısacası ticaret dengesinin Türk sermaye devletinin aleyhine işlediği bir kuruluşa yönelerek dış açığın kapatılabileceğini ileri sürmenin de elle tutulur hiçbir yanı yoktur.

Büyüyen borç yükü korkularını da büyütüyor

Eski hazine bürokratı Hakan Özyıldız’ın hazine verilerine dayandırarak hazırladığı tabloya göre, 2002’de iç borçların toplamı 214 milyar liraydı. 2018’in ilk üç ayı itibariyle bu rakam 13 kat artarak 2,8 trilyon liraya çıktı. Aynı dönemde özel şirketlerin borcu 41 milyar liradan, 39 kat artarak 1,6 trilyon liraya, vatandaşın bireysel borcu ise 7 milyar liradan, 70 kat artarak 525 milyar liraya fırladı.

Toplam dış borç ise 16 yıl önce 171 milyar lirayken, 12 kat yükselerek bugün 2 trilyon lirayı buldu. Özel şirketlerin dış borcu 47 milyar liradan, 18 kat artıp 843 milyar liraya, bankalarınki 20 milyar liradan, 42 kat artıp 840 milyar liraya çıktı. Yani 2002’de iç ve dış borçların toplamı 386 milyar lirayken, bugün rakam 10 kattan fazla artıp 4,8 trilyon liraya dayanmış durumda.

Ekmek yerine cop ve kurşun

AKP şefinin daha da hırçınlaşarak saldırganlaşmasının, kendisini tekzip eden açıklamaları peş peşe sıralamasının temelinde ekonominin gizlenen bu yalın gerçekleri vardır. O, dipsiz bir çukura yuvarlanmıştır. Bu çukurdan çıkmak için her yol mubahtır onun için.

Halka iş, ekmek, sağlık, eğitim, barınma ve ulaşım veremeyen saray, silahların gölgesine sığınmakta buluyor çareyi. Yüz günlük eylem programında Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlığı’na 47 bin 773 yeni personel alınacağını açıklarken, korkusunu dışa vuruyordu. BRICS nakaratının, derinleştirdiği ve sonuna geldiği ihanet ve kanlı iktidar yolunda ona incir yaprağı kadar bile faydası olmayacaktır.