“100 Günlük Eylem Planı”: Sermayeye hizmet programı

Tamamen sermayenin çıkarlarını gözeten hizmet sözleriyle dolu bu eylem planında emekçilerin payına ise “güçlü Türkiye” hayali ile sarhoş olup krizlerin ceremesini çekmek düşüyor.

Geçtiğimiz günlerde tek adam rejiminin 100 Günlük Eylem Planı Erdoğan tarafından açıklandı. Tayyip Erdoğan her ne kadar planın tanıtım konuşmasında, “Milletimize verdiğimiz sözleri hayata geçirecek plan ve projeleri açıklıyoruz” dese de, açıklanan 400 projede daha çok sermayenin öncelikleri yer almaktadır. Programdaki 400 projeden 48’i savunma sanayi alanında yer alırken, özellikle gayrimenkul ve inşaat sektörüne yönelik projelerin öncelik kazandığı görülmektedir.

Bir süredir “durgun bir dönemden geçtiklerinden şikâyetçi” olan sektör temsilcileri, açıklanan planla bekledikleri “ilk adımı” aldıklarını ifade etmektedirler. Öncelikle, hükümete sundukları rapor doğrultusunda konut, arsa ve gayrimenkul ağırlıklı çalışacak şekilde Emlak Bankası’nın tekrar faaliyete geçirilmesi talebi 100 günlük eylem planında karşılık buldu. Bunun dışında sermayeyi rahatlatacak pek çok söz bu planda yer aldı. Planda, “Sermayenin finans yükünü azaltacağız” vurgusu yer alırken, tartışmalarıyla gündemde olan “Kanal İstanbul” projesine devam kararlılığı ifade edilerek buradan nemalanacak sermayeye güven verildi. Projenin İstanbul’da deprem riskini arttıracağı ve çevreye ciddi zararlar vereceğine dair eleştirileri umursamadıklarını ise bir kez daha göstermiş oldular.

Öte yandan, büyük bir pişkinlikle ve emekçilerle alay edercesine “Malum, her yer beton yığınlarıyla doldu” denilerek, “Millet Bahçeleri”yle yeşil alanları çoğaltma sözü verildi! Kuşkusuz yeşil alanların azalmış olması dinci-gerici muktedirlerin zerrece umurlarında değildir. Onlar için “Millet Bahçeleri” projesi de başka bir rant kaynağıdır. Tek adam rejiminin mayasında öylesine bir rant tutkusu var ki, yine rant ve talan amaçlı kentsel dönüşüm projelerine bu dönemde hız verileceği sözü de unutulmadı. Tayyip Erdoğan’ın ülkeyi bir şirket gibi yönetme kararlılığı bu konuşmaya da yansıdı ve TOKİ konutlarının pazarlanması da “Binalarımız gayet güzel, fiyatlar uygun” denilerek, araya sıkıştırıldı.

Çevrenin talanı ve yağmasını gündeme getirecek projelerin fazlasıyla yer aldığı 100 günlük planda, ayrıca “Ekonomiye kazandırmak için 13 bin kilometrekarelik tescil harici alanın belirlenmesi”, “Kamu konutlarının ekonomiye kazandırılması” gibi ifadelerle kamu kaynaklarının yağmasına devam sözü de verildi.

Ekonomik krizle boğuşan Türkiye’de döviz almış başını giderken, yüksek cari açıklar, büyük dış borçlar söz konusuyken, işsizlik, hayat pahalılığı artmışken ekonomiye dair bu 100 günlük programda ne var diye bakıldığında ise demagojik söylemlerden öte bir şey görülmüyor. “Ekonomi savaşıyla karşı karşıyayız” denilerek, emekçilere “yerli ve milli direnişinizi tüm dünyaya karşı ortaya koyun”, “Yastık altından dövizlerinizi çıkartın” çağrısı yeniden yapılıyor. Son 16 yıldır uyguladıkları politikalarla bugünkü ekonomik kriz koşullarını yaratan kendileri değilmiş gibi davranmayı sürdürüyorlar. Devamında “Ekonomiyle ilgili söylenenlere, kendilerine göre karalama programlarıyla sağa sola koşanlara bakmayın. Biz bunları aştık” diyerek, kitleleri kandırmaya devam ediyorlar.

Uluslararası finans kuruluşlarıyla girdiği faiz-enflasyon polemiğinde ısrar eden Erdoğan, “Kredi derecelendirme kuruluşlarının tamamen taraflı raporları sebebiyle karşılaştığımız zorlukları aşmak için dış borçlanmada Çin piyasasına yöneliyoruz” diyerek, sıkışmışlığı aşmak adına kendine yeni alanlar arıyor.

400 projede her alana dair bir vaat verilmesi de ihmal edilmemiş. Örneğin bir yandan “Uzay Ajansı’nı kuruyoruz” deniliyor, ancak öte yandan 16 yıldır iktidarda oldukları halde halen temiz içme suyu bulamayan “344 bin vatandaşımıza temiz içme suyu sağlanacak” vaadini sunmaktan utanmıyorlar.

Bu 100 günlük planda emekçinin payına, sermayeye verilen sözlerin yerine getirilmesi için gerekli kaynakları cebinden ödemesi, yaşam alanlarının ranta kurban edilmesi, ekonomik krizin faturasını ödemek düşüyor. Açlık sınırı 1700 TL’yi aşmışken, şaşalı ve iddialı büyük sözlerin yer aldığı 100 günlük eylem planında emekliye 1000 TL maaş reva görülüyor. Kamu emekçilerine seçim öncesi verilen ek gösterge sözü ise planda yer almıyor bile.

Bunlara ek olarak, sağlıkta özelleştirmede bir adım daha atılarak “sağlık turizminin” geliştirilmesi, eğitimin piyasalaşmasına ve eşitsizliklerin pekiştirilmesine hizmet edecek hedefler, mesleki eğitimin yeniden şekillendirilmesi, kömür sahalarının özelleştirilmesi, kamu kurum ve kuruluşlarında kesintilerin uygulanması, yatırımların kısılması gibi çeşitli başlıklar da var. Brunson krizi ile tırmanan gerilimli günlerde açıklanan bu programda, “ABD ve NATO ile siyasi, güvenlik ve ekonomik alanlarda işbirliğinin geliştirilmesi, arabuluculuk uygulamasının etkinleştirilmesi” sözü de özellikle ihmal edilmiyor.

Özetle, ekonomik ve siyasal pek çok alanda krizlerin önünün açıldığı, sorunların biriktiği bugünkü Türkiye gerçekliğinde 100 günlük eylem planının amacı gerek sermayeye gerekse emperyalistlere daha iyi nasıl hizmet edileceği üzerine kuruludur.

İşçi ve emekçileri yıllardır “dini, milli, yerli vs.” demagojilerle oyalayan, çeşitli vaatlerle ve “şahlanacak güçlü Türkiye” hayalleri ile sersemletip 2023 hedefine kilitleyen, bu şekilde oy çokluğunu korumaya çalışan Erdoğan, her derde deva olarak sunduğu tek adam rejiminin bekası için yine aynı yola başvuruyor. Orta Vadeli Programı Ağustos ayı sonuna kadar kamuoyuna ilan etmeyi planladıklarını, 2019-2023 dönemine ilişkin stratejik plan çalışmalarını Kasım ayı sonuna kadar tamamlamayı hedeflediklerini söylüyor. Bu 100 günlük planla da kötü giden gidişata karşı zaman kazanmaya çalışıyor.

Tamamen sermayenin çıkarlarını gözeten hizmet sözleriyle dolu bu eylem planında emekçilerin payına ise “güçlü Türkiye” hayali ile sarhoş olup krizlerin ceremesini çekmek düşüyor.