Çocuğa yönelik şiddet ve cinsel istismar düzeni

Şiddet ve cinsel saldırı sorununun çözüme kavuşturulması, sorunun kaynağı kaldırılarak, yani mevcut düzenin yıkılmasıyla toplumda köklü bir değişim ve dönüşüm gerçekleştirilerek başarılacaktır.

Çocuğa yönelik şiddet ve cinsel istismarın artışı toplumsal çürümenin en önemli göstergelerinden biridir. Bu çürüme sömürü ve köleliğin, bunun günümüzdeki biçimi olan kapitalizmin hâkim olduğu her ülkede gözlemlenir. Mevcut düzenin bekçileri, savunmasız konumda bulunan çocukların şiddet ve istismara maruz kalmasına karşı çözüm üretebilme kabiliyetine sahip değillerdir.

8 yaşındaki Eylül’ün vahşice katledilmesi üzerine günlerdir haberler yapılıyor. Eylül, ailesi ile birlikte tatil için bulunduğu memleketinde, komşuları Uğur K. tarafından kaçırıldı, işkence gördü, cinsel istismara maruz kaldı, katledildi. Yaşanan vahşetin daha fazla ayrıntılarına girmeye gerek yok, zira burjuva medya bunu, olayın tüm magazinsel boyutuyla vererek yerine getiriyor. Geniş tepkilere yol açan bu olay üzerinden cinsel istismara karşı alınabilecek önlemler konusunda yeniden tartışılmaya başlandı.

Öncelikle hükümet yetkilileri en sert önlemlerin alınacağına dair açıklamalarda bulundular. AKP hükümetinin bu açıklamalarının nasıl ikiyüzlüce olduğu, geçmişteki icraatlarından hatırlanacaktır. Ensar Vakfı’nda 40 çocuğa tecavüz edilmesine, bir kereden bir şey olmaz dediler. Bir AKP milletvekili adayı, İslam hukukuna göre buluğ çağına giren kız çocuklarının evlendirilebileceğini, bunun istismar sayılmasının İslam hukukuna aykırı olacağını söyledi. 4+4+4 eğitim sistemi ile çocuk yaşta evlendirilmenin önünü açtılar, müftülere nikâh kıyma yetkisi verdiler. Okul ders kitapları gerici zihniyet ve söylemlerle dolduruldu. Mahkemelerde cezai indirimlere gittiler. Devlet yurtlarını tarikatlara devrettiler, birçok semtte tek alternatif olarak bu tarikat yurtları gösterildi. Çocuklar 4-5 yaşlarında henüz soyut düşünebilme yetisinde değilken kuran kurslarına, yatılı okullara gönderilerek, dinsel gericiliğe mahkum edildiler.

Tüm bunlar yetmedi, cinsel istismar yasasında rıza arama yaşının 12’ye düşürülmesini ve mağdur ile failin evlenmesi durumunda cezai yaptırımın ertelenmesini önerdiler. Bu yasa tasarısı 2016 yılından beri tartışılmaktadır ve gerek düzen muhalefetinin gerekse toplumsal muhalefetin tepkilerine konu olmaktadır. En son 9 Nisan 2018’de tekrar meclise getirilen tasarı seçimler dolayısıyla görüşülemedi. Bu tasarıda cezalar daha da ağırlaştırılmış şekilde yer alıyor. 12 yaş altındaki çocuklara yönelik cinsel istismar suçlarına 40-50 yıl müebbet hapis istenecek. Gerekli görüldüğü takdirde faile cinsel kastrasyon (kimyasal hadım) uygulanabilecek. Cinsel istismar mağduru çocuğun yüksek yararı gereği bu vakaların yayını kısıtlanabilecek ya da yasaklanabilecek. Devlet memurluğuna atama şartları arasında, çocukların cinsel istismarı suçundan mahkum olmama şartı yer alacak. Eylül’ün katledilmesi üzerine hükümet sözcüleri meclis açılır açılmaz bu tasarıyı hemen gündeme alacaklarını söylediler.

Özgecan Aslan’ın hunharca katledilmesi üzerine de hadım etme ve idam tartışmaları açılmıştı. Toplum öfkesini sokakta ifade ettiğinden dolayı katil hiç indirim alamadan ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırıldı, ardından hapishanede silah ile öldürüldü. Güya insanların öfkesi dindirildi. Aradan 3 yıl geçti. Eylül için de toplumun öfkesinin tekrardan sokaklara taşmasından korkan iktidar, “devlete güvenin, caydırıcı cezalar getireceğiz, kimyasal hadım uygulayacağız” telkinlerinde bulunuyor.

Mevcut düzende cinsel istismarın önlemlerine yönelik çözüm önerileri hukuki boyut ile sınırlı kalıyor. Cezaların ağırlaştırılması, kimyasal hadım gibi yöntemler ile olay bireysele indirgeniyor. Bu yöntemler işe yarasaydı şu ana kadar birçok ülkede cinsel istismardan söz etmemek gerekirdi. Cinsel istismar bir şiddet türüdür; hastalık değil, suçtur. Sorunun kaynağı toplumsaldır, çözümü de öyle olacaktır.

Halihazırda çocuk üzerinde kurulan iktidarın ve gücün kötüye kullanımı şiddeti doğuruyor. Bu durum özel mülkiyet anlayışının hâkim hale geldiği toplumlarda yaşanıyor, zira çocuk da mülk sayılıyor. Özel mülkiyet erkek egemen zihniyeti yarattı ve ataerkillik yüzyıllardır özü korunarak günümüze kadar taşındı. Bu zihniyet artık kurumsallaşmış durumda. Öyle ki aile, din, devlet, eğitim sistemi, medya, yargı düzeni, yani toplumsal ilişkiler her gün ve her gün bu zihniyeti, bu gericiliği üretiyor. Çocukların payına şiddetin tüm boyutları düşüyor. Günümüzde kapitalizm toplumsal çürümenin esas kaynağıdır ve AKP gericiliğini de kapitalizm yaratmıştır. AKP ise 16 yıldır gerek söylemleri gerek politikaları ile şiddet ve istismarın önünü daha da açmıştır.

Cinsel istismara karşı alınabilecek acil önlemler elbette vardır. Birçok sivil toplum örgütü döne döne önlemler sıralamaktadır. Hukuki yaptırımların yanında, olayın psikolojik desteği, bilinçlenme ve eğitim boyutu bugünden işlenebilir. Türkiye toplumlarında kültürel olarak çocuğa dokunma yaygındır. Çocuğa iyi dokunma-kötü dokunma öğretilebilir, nasıl yardım isteyebileceği de. Cinsel eğitim ilkokuldan itibaren çocukların anlayabileceği düzeylerde verilebilir. Çocukların korunmasına dair adımlar atılabilir. Cinsel Şiddet Başvuru Merkezleri, Tecavüz Kriz Merkezleri gibi modeller geliştirilebilir. Yayın yasağı uygulaması ise toplumun haber alma hakkının engellenmesidir. Yayın gerekli tedbirler doğrultusunda elbette yapılmalıdır.

Ancak unutulmamalıdır ki şiddet ve cinsel saldırı sorununun çözüme kavuşturulması, sorunun kaynağı kaldırılarak, yani mevcut düzenin yıkılmasıyla toplumda köklü bir değişim ve dönüşüm gerçekleştirilerek başarılacaktır.

U. Aze