Darlığa hapsolmak ya da enginleri fethetme ruhu! - U. Devrez

Darlığı kırmaya öncelikle kafamızdaki bir takım kalıpları kırmakla başlamalıyız. Ufkumuzu daraltan, hayallerimizi dizginleyen, bizi alışılmış olana tutsak eden, tüketici rutine bağlayan, yaratıcılığımızı felce uğratan, kısırlaştıran tüm ölçüleri, tüm kalıpları kırıp atmalıyız. Bugüne kadarki bütün başarı ölçülerimizi radikal bir biçimde değiştirmeliyiz. Küçük grup psikolojisine, mezhepçi zihniyete özgü darlıklara ve sınırlılıklara saflarımızda yaşam hakkı tanımamalıyız. Siyasal çalışmanın hedeflerini belirlerken ve başarıyı değerlendirirken ufkumuzu geniş tutmalı, inançlı ve iddialı olmalı, yıla yılları sığdırmak azmiyle hareket etmeliyiz.

Devrimcilik herşeyden önce bir iddiaya sahip olmaktır. Mevcut düzenin içine sığmamak, onun sınırlarını aşmak, fakat bunu öncelikle kendimizden başlayarak yapmaktır. Düzeni aşma iddiası ise her şeyden önce bu düzenin sınırlarına sığmayan ideolojik ve politik bir temele yaslanmayı ve bunu işçi sınıfıyla buluşturmayı gerektirir.

Günümüzün baskı ve saldırı koşulları, bırakalım düzeni aşma iddiasına sahip olanları, düzen içi muhalefeti bile ezmeye yönelen sindirme politikaları toplum üzerinde etkili olmakta, toplumun bir parçası olarak devrimci ve sol güçleri de etkilemektedir. Bu etki küçük-burjuva sol harekette savrulma, düzene boyun eğme ve yok oluş olarak karşılık bulmaktadır. Bizlerin üzerindeki etkisi daha sınırlı olmakla birlikte yıkıcı etkilerden korunabilmek için devrimci bilince ve yönelim açıklığına sahip olmak şarttır. Zira bu etki kitleleri sindirirken, bizlerin ufkunda da daralmaya, mevcut olanı korumaya ve mevcut olanla yetinme tutumuna dönüşebilmektedir, ki bu çok tehlikelidir. Zira böyle bir durumda devrim ve devrimcilik iddiasını korumak çok güçtür.

 Sermaye düzeni muhalefeti sindirmeye ve devrim iddiasını ezmeye çalışıyor. Çalışma alanlarımızı daraltma hedefiyle, en başta da devrim ufkumuzu hedef alarak saldırıyor. Bizler biliyoruz ki, devrim sınıf kitlelerinin eseri olacaktır. Dolayısıyla devrim iddiası, sınıf kitlelerini devrimci temellerde harekete geçirme iddiası demektir. Her daim kitleleri devrimci bir taraflaşma içine sokma hedefiyle hareket etmek demektir. Bunu, bugünün zor koşullarına, darlığımıza takılmadan yapabilmek, bu hedefle davranabilmektir. Mevcut koşullar elbette çalışma araçlarımızın ve politikalarımızın belirlenmesinde etkili olabilir ancak hedeflerimiz noktasında belirleyici olamaz. Hedeflerimizi belirlemeye başladığında, aşmak iddiasında olduğumuz düzenin sınırlarına da hapsolmaya başlarız.

Hızla sonuç üretilebilen, kitlelerin harekete geçirildiği bir dönemde olmadığımız açık. Bu nedenle faaliyette, ilişki ağımızda, etki alanımızda bir daralma yaşayabiliriz. Ancak bu daralmanın bizlerin iddiasında, bakışında ve ufkunda bir daralmaya dönüşmesi tehlikelidir. Zira bu yönlü yaşanan sıkıntılar kimi yoldaşlarda varolanla yetinmeye neden olabilmekte, bir şeyler yapıyor olmak bir tatmin duygusu yaratabilmektedir. Böyle bir durum, yapılan işlerin ve faaliyetin bir rutine dönüşmesine, yaratıcılıktan uzaklaşmaya, daha önemlisi giderek devrimci hedeflerin zayıflamasına yolaçar. Coşku ve heyecanın yitirilmesi ile birleştiğinde, sonuç üretemeyen bir kısır döngüye dönüşür. Kısır döngü ise zamanla devrimciliği öldürür.

Toplumsal atmosfer nasıl olursa olsun, bizler mevcut düzenin sınırlarını aşma iddiası taşıyan örgütlü komünistleriz. Varolanla yetinmek ya da varolanı korumak çabası bu düzenin sınırlarına hapsolmaktır. Enginleri fethetme ruhu ise, mevcut koşullarda imkansız görüneni, göz alabildiğine uzak olanı fethetme ruhudur. Bu ruh elbette bilimsel temellerle ve sınıf zeminiyle buluştuğunda sonuçlarını üretebilir.

Enginleri fethetme ruhu gerçeklikten kopmak ya da gerçekliği gözardı etmek değildir. Mevcut düzenin de, kendi gerçekliğimizin de bilincinde olmalıyız. Ancak, gerçekliğimizin farkında olarak hareket etmek ile gerçekliğimizin sınırlarına göre hareket etmek farklı şeylerdir. İlki imkansız gibi görüneni başarmaya, diğeri imkanlı olanı dahi yapamamaya götürür. İlki gerçekliğimizi aşma imkanı sunar, ikincisi gerçekliğimizin bir engele dönüşmesine neden olur. Enginleri fethetme ruhu ancak ve ancak ilkinde hayat bulabilir. Sorun alanlarımıza müdahale etmek ve aşmak istiyorsak, sınırlarımıza takılıp kalmadan hareket etmeyi başarabilmeliyiz.

Faaliyetteki zorlanmaları aşmak, yoldaşlarımızı ve kendimizi mevcut koşulların bozucu etkilerinden korumak ancak bilinç açıklığıyla mümkündür. Sorun alanlarımızı irdeleyip açıklıkla ortaya koyabilmeliyiz. Toplumsal atmosferi, nesnel koşulları, dışımızdaki etkenleri elbette görmezden gelemeyiz. Ancak sorunlarımızı salt bu zeminde tartışmak, sorunun kaynağında esasta bunu görmek, bizi sorunları çözmeye değil kabullenmeye götürür. Tartışmamız gereken, sorunlarımızı bu koşullarda nasıl bir müdahale ile aşacağımızdır. Koşullar ne olursa olsun, ihtiyaca uygun politikaları kitlelerle buluşturabildiğimizde, koşulların yarattığı basıncı da aşabiliriz.

Devrimcilik, mevcut olanı tahlil etme ve aşma iradesidir. Marx’ın en büyük çalışması olan Kapital mevcut düzenin kapsamlı bir tahlilidir. Ancak bu tahlili “entelektüel gevezelik” olsun diye değil, mevcut düzeni aşma eylemini gerçekleştirmek için yapmıştır.

Devrimci iç yaşamı güçlendirmeliyiz

Toplumsal hareketin zayıflığı, baskı ortamı, kitle ve sınıf hareketinden yansıyan bir moral- motivasyon olmadığı koşullarda yaşadığımız daralma yer yer iç yaşamımıza ve ilişkilerimize de yansımaktadır. Hareketli ve kitlelerle bağımızın güçlü olduğu dönemlerde karşımıza çıkmayan sorunlar ve zaaflar böylesi bir dönemde kendini gösterebilmekte, devrimci iç yaşamı, yoldaşlar arasındaki ilişkileri olumsuz etkileyebilmektedir.

Her konuda olduğu gibi iç yaşamın örgütlenmesinde de müdahaleci olabilmeliyiz. Kolektif bir yapının bir parçası olduğumuzu bir an olsun aklımızdan çıkarmamalıyız. Zor dönemlerde çevremizdeki güçler sendeleyebilir, umutsuzluğa düşebilirler. Ancak devrimci örgütler ve örgütlü bireyler sağlam bir zemine dayanıyorlarsa, ayakta kalmayı başarabilirler.

Devrimci iç yaşamı güçlendirmek, öncelikle partiyle ve yoldaşlarla bütünleşmeyi gerektirir. Her birimiz birer dava insanıyız. Davamıza sahip çıkmak, öncelikle yoldaşımıza sahip çıkmayı gerektirir. Aynı davanın bir parçası olan yoldaşlar olarak, “yoldaşlık, üzerine gelen kurşunları paylaşmaktır” diyoruz. Devrimci iç yaşamı ve yoldaşlık ilişkilerimizi bu paylaşım temeli üzerinden kurmalı, korumalı ve ilerletmeliyiz.

Bizler, kapitalist düzeni yıkma iddiasındaki bir savaş örgütünün militanlarıyız. Bu savaşçı ruhu kitle çalışması içinde, fabrika zemininde var edebilmenin yanısıra yoldaşlık ilişkilerimizde, devrimci iç yaşamımızda karşılaştığımız sorunlar karşısında da gösterebilmeliyiz. İkili ilişkilerde yaşadığımız sorunların temelinde düzenden gelen alışkanlık ve davranışların yattığını, yoldaşlarımızla omuz omuza vererek bu sorunları aşabileceğimizi unutmamalıyız. Yoldaşlarımızın kimi eksikliklerinin olması ya da tartışmalar yaşamamız yoldaşlık ilişkilerini zayıflatıyorsa, burada da bakıştan gelen bir zayıflık var demektir. Bir devrimci için sorun edilmesi gereken, eksikliklerin ya da zayıflıkların olması değil, bunların nasıl bir müdahale ile aşılacağıdır. Bu sorunlara müdahaleyi kendi dışımızda görmek, bakıştaki darlığın bir başka göstergesidir. Devrimci bir parti program ve tüzükten ibaret değildir. Bu program ve tüzüğü hayatla, sınıf kitleleriyle buluşturacak ve uygulayacak devrimci kadrolar demektir aynı zamanda.

Bir kez daha altını çizmek gerekir ki, mevcut düzeni aşma iddiası taşıyan devrimcilersek eğer, mevcut koşulların ufkumuzu daraltmasına fırsat tanımamalıyız. IV. Parti Kongresi’nin kapanış konuşmasında yeralan aşağıdaki paragraf, buradaki tartışmanın özü ve özeti niteliğindedir.

Darlığı kırmaya öncelikle kafamızdaki bir takım kalıpları kırmakla başlamalıyız. Ufkumuzu daraltan, hayallerimizi dizginleyen, bizi alışılmış olana tutsak eden, tüketici rutine bağlayan, yaratıcılığımızı felce uğratan, kısırlaştıran tüm ölçüleri, tüm kalıpları kırıp atmalıyız. Bugüne kadarki bütün başarı ölçülerimizi radikal bir biçimde değiştirmeliyiz. Küçük grup psikolojisine, mezhepçi zihniyete özgü darlıklara ve sınırlılıklara saflarımızda yaşam hakkı tanımamalıyız. Siyasal çalışmanın hedeflerini belirlerken ve başarıyı değerlendirirken ufkumuzu geniş tutmalı, inançlı ve iddialı olmalı, yıla yılları sığdırmak azmiyle hareket etmeliyiz.” (Ekim, Sayı: 185, Aralık 2012)

(TKİP Merkez Yayın Organı Ekim'in 313. sayısından alınmıştır...)

www.tkip.org