Dikta rejimin medya politikası: Yandaşı besle, muhalifi hapset!

Saray rejimi, bazı istisnalar dışında medyayı ele geçirmeyi başarmış. Muhalif gazetecilerin çoğunu işten attırmaya muvaffak olmuş. Devletin şiddet aygıtını kullanarak sosyal medya kullanıcılarını terörize edebilmiş görünüyor. Ancak tüm bunlar saray rejimine biat etmiş ‘besleme gazeteci tipi’nin toplumun büyük bir kesimi nezdinde deşifre olmasına engel olamamış.

Saray rejiminin en büyük korkularından biri, biat etmeyen gazetecilerin bazı gerçekleri dile getirme konusunda ısrarcı olmalarıdır. Gazete patronlarına baskı yaparak birçok gazeteciyi işten attıran AKP şefi, vaazlarında isim vererek birçok gazeteciye saldırdı, dolaysız bir şekilde hedef gösterdi. Kaba şiddetten satın almaya kadar pek çok yönteme başvuran iktidar, devletin de imkanlarını kullanarak medyanın %90’ından fazlasını ele geçirdi. Yani Türkiye’de medya, tarihinin hiçbir döneminde bu kadar kepaze bir duruma düşürülmemişti.  

Burjuva medya ele geçirilip “tek sesli” bir beselemeler korosu haline getirilince, saray rejimi hışımla sosyal medyaya saldırdı. Sosyal medyada “ak troller” diye anılan binlerce kişiden oluşan bir tetikçiler güruhu kullanan iktidar, sosyal medya paylaşımlarını takip etmek için de özel ekipler oluşturdu. İktidarın istemediği bir satırlık yazı paylaşanların evleri gece yarısından sonra kolluk kuvvetleri tarafından basılmaya başladı. Halen bini aşkın kişi sosyal medya paylaşımlarından dolayı hapiste yatıyor.

Korku iklimi

Zorbalıkta sınır tanımayan iktidarın yıldırma politikası, sosyal medyada paylaşım yapanları terörize etti. Birçok insan sosyal medya hesaplarını kapattı ya da paylaşım yapamaz duruma düşürüldü. Bu yıldırma politikasının yarattığı sonuçlar, Oxford Üniversitesi Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü tarafından “2018 Türkiye Dijital Haber Raporu” ile kayıt altına alındı.

5 kıtadan 37 ülkede yapılan bu araştırma, internette siyasi görüşünü açıklamaktan en çok korkanların Türkiyeliler olduğunu gösterdi. Araştırmaya katılan Türkiyelilerin %65’i siyasi paylaşımdan çekindiklerini ifade ediyorlar.

Yandaş beselemeler medyasının yalan/asparagas/çarpıtma/uydurma yazıları haber/yorum diye yutturmasına itibar etmeyen muhalif kesimler sosyal medyada aktifti. 2013 Haziran Direnişi bu durumu daha da pekiştirmişti. AKP rejimi Haziran Direnişi’ne ne kadar kin beslediyse, sosyal medyadan da o kadar korktu ve nefret etti. Bu histerik ruh haliyle sosyal medya kullanıcılarına saldıran iktidar, yarattığı korku iklimiyle kullanıcıların %65’ini susturmuştur.

Saray borazanı medyaya güven dibe vurmuş…

Tek adama dayalı dikta rejim MHP’nin suç ortaklığı ile Perinçekçi dalkavukların katkılarıyla medyayı ele geçirmeye muvaffak oldu. Muhalif sesleri medyanın dışına attı. Sol/sosyalist yayınlar haricinde iki-üç gazete ile bir-iki TV kanalı dışında saray rejimine muhalefet eden ses kalmadı medyada.

Yandaş/borazan medya, 7/24 toplumu taciz eden ilkesiz, kaba, ahlaksız, riyakar yayın çizgisiyle toplumu taciz ediyor. Tek kuralı saray rejimine yaranmak olan bu medyanın toplum nezdindeki saygınlığı günden güne dibe vuruyor.

Sözünü ettiğimiz Oxford Üniversitesi’nin araştırmasına göre, Türkiye’de medyaya güven düzenli bir düşüş gösteriyor. Araştırmaya göre habere güven konusunda Türkiye 37 ülke arasında 27’nci sırada yer aldı. Habere güvenenlerin oranı sadece yüzde %38. Güvenmeyenlerin oranı ise yüzde %40 olurken,  geriye kalan %22’lik kesim ‘çekimser’ olduğunu belirtiyor.

Saray rejimi, bazı istisnalar dışında medyayı ele geçirmeyi başarmış. Muhalif gazetecilerin çoğunu işten attırmaya muvaffak olmuş. Devletin şiddet aygıtını kullanarak sosyal medya kullanıcılarını terörize edebilmiş görünüyor. Ancak tüm bunlar saray rejimine biat etmiş ‘besleme gazeteci tipi’nin toplumun büyük bir kesimi nezdinde deşifre olmasına engel olamamış.

İktidarın borazanlığından öte bir işlevi kalmadığı için medyaya duyulan güven, saray rejimine duyulan güven anlamına da geliyor. Gerçekte bu %38’lik kesimin bir kısmı medyaya değil saraya biat edenlerden oluşuyor. Bu tablo dinci-faşist koalisyona dayanan saray rejimine duyulan güvenin sınırlarını da gösteriyor. Bu rejimin toplumun büyük çoğunluğu nezdinde gayrı meşru olduğu Oxford Üniversitesi’nin araştırmasıyla bir kez daha teyit edilmiş oldu.