Faşist saldırganlığı durdurmanın tek yolu direniş!

Gerici iktidarın faşist baskı ve saldırganlığına karşı direnmek bir görev olarak öne çıkıyor. Bu gözü dönmüş saldırganlığı durdurmanın yegane yolu budur.

Artık ülkeyi yönetmek için elinde baskı ve zorbalıktan başka bir şey kalmayan Erdoğan AKP’si seçimlere sayılı günler kala saldırılarının dozunu arttırıyor. Bir çıkışsızlığın ifadesi olarak tanımlanabilecek 24 Haziran baskın seçimi öncesinde en ufak bir sese dahi tahammülü olmadığı son yaşananlarla iyice ortaya çıktı. Son bir hafta içinde gerçekleşen eylemlere yönelik polis saldırıları ve ayyuka çıkan işkence, aslında duydukları korkuyu gösteriyor. Aylardır Kadıköy, Bakırköy ve Kartal’da direnen kamu emekçileri artık keyfi bir biçimde gözaltına alınıyor, aylardır yaptıkları eyleme artık polis saldırıyor. 600’e yakın gündür Ankara’da süren “İşimizi geri istiyoruz!” eylemlerine yönelik başından itibaren süren polis saldırılarında ise işkencenin dozu arttırıldı. Son olarak aylardır Ankara’da direnen ve her defasında gözaltına alınan Nazan Bozkurt’un polisler tarafından elmacık kemiği kırıldı.

Geçtiğimiz günlerde de Gazi Mahallesi’nde iki Dev-Lis’linin Selahattin Demirtaş’a atfen duvara çizdikleri ‘ketıl’ resmi “terör örgütü propagandası” sayılarak liseliler tutuklandı. 8 Haziran’da ise liselilerin gerçekleştirmek istediği “Karneler sizin, gelecek bizim!” eylemine polisin saldırısı zorbalığın vardığı boyutu gözler önüne serdi. Liseliler alanda toparlanır toparlanmaz saldıran polis tüm Kadıköy’ün gözü önünde liselilere azgınca işkence uyguladı. Yere yatırılarak ters kelepçe takılan liseliler coplar ve demir kelepçelerle feci şekilde darp edildi. Darbelerin etkisiyle dudakları patlayan, kafalarında açıklıklar oluşan, kolu kırılan liselilere elektroşok cihazıyla elektrik verildi. Yaralanmalara rağmen işkencesini sürdüren polis, tedavi hakkını ise saatlerce gasp etti. Polis bir yandan gözaltı aracında işkencesini sürdürürken diğer taraftan engel olmak isteyenleri tehdit ederek alandan uzaklaştırmaya çalıştı, görüntü almak isteyen bir muhabiri gözaltına alırken, işkenceyi engellemeye çalışan bir avukatı da gözaltına almaya çalıştı. Liseliler oluşan yoğun destek sayesinde serbest bırakıldı. Ancak serbest bırakılmalarının ardından bu sefer de devreye yandaş basın girdi. Liseliler hakkında yalan yanlış haberler yapıldı, terör demagojisi medya üzerinden sürdürüldü. Liseliler açıktan isim verilerek hedef gösterildi.

AKP iktidarının bu pervasız saldırganlığının gerisinde ise geleceğinden duyduğu kaygı yatıyor. Ekonomik ve siyasi krizin kendi tabanında dahi yarattığı hoşnutsuzluk, uluslararası ve ulusal sermayenin kendine karşı güvensizliği onu tedirgin eden gelişmeler. Bu nedenle batılı emperyalistlere biat tazeliyor, yerli sermayeye grev yasaklarından iftiharla bahsediyor, ülke içinde en ufak bir muhalif sese tahammül edemiyor. Bu noktada gerici iktidarın faşist baskı ve saldırganlığına karşı direnmek bir görev olarak öne çıkıyor. Bu gözü dönmüş saldırganlığı durdurmanın yegane yolu budur.

Y. Leyla