Gerici-faşist koalisyondaki çatlak ve reformist sol

Yapılması gereken, iktidar bloğundaki gerici çatışmaları bir umut olarak sunmak değil, tersine gerici iktidarın yönetememe krizini, düzen muhalefetinin aczini teşhir etmek, emekçiler arasındaki sağ-sol, Kürt-Türk, Alevi-Sünni gibi yapay ayrımlara son verip, emek eksenli bir taraflaşma yaratmaktır.

Fiili olarak 15 Temmuz darbe girişimi ile başlayan, kazan-kazan ilişkisine dayalı, 24 Haziran seçimleri ile de “Cumhur İttifakı” adını alarak yasal statü kazanan gerici-faşist koalisyon son günlerde bunalımlı hale gelmiş bulunuyor.

Hatırlanacağı üzere darbe girişiminin ardından, Erdoğan’ın başkanlık sisteminden söz edemeyecek durumda olduğu bir anda, Devlet Bahçeli “fiili duruma yasal nitelik kazandırmak gerek” diyerek referandumu gündeme getirmiş, ardından Erdoğan’ın/AKP’nin işine gelecek bir şekilde erken seçim çağrısı yapmıştı. Bunun karşılığında MHP kitle desteğini önemli ölçüde yitirdiği, mecliste temsiliyetinin riske girdiği bir noktada ittifak yasasıyla meclise girmeyi garantilemişti. Tüm bu zaman boyunca Erdoğan/AKP iktidarına her konuda koltuk değnekliği yapan MHP, geçen hafta “işin tadı kaçtı” diyerek yerel seçimlerde ittifak yapmayacaklarını açıkladı. Hemen ardından Cumhur İttifakı’nın diğer bileşeni Büyük Birlik Partisi de yerel seçimlerde bağımsız davranacaklarını açıkladı.

Kuşkusuz karşılıklı hesap ve çıkarlara dayanan bu ittifaktaki çatırtı sesi ilkin MHP’nin ısrarcı olduğu af meselesi ile geldi. İçerideki mafyatik uzantıları tarafından zorlandığı belli olan MHP’nin af teklifine Erdoğan, “50 bin uyuşturucu suçlusunun olduğu bir dönemde af çıkaramayız. Bizler uyuşturucuları affeden bir iktidar olarak mı anılacağız” diyerek, karşı çıktı. Af tartışması üzerinden iki tarafın atışması devam ederken, Danıştay 8. Dairesi’nin geçmişte okullarda okutulan “Andımız”ın kaldırılmasını içeren yönetmeliği MHP’ye yakın Türk Eğitim Sen’in itirazı üzerine iptal etmesiyle yeni bir demagojik tartışma başladı. Faşist parti kafatasçı zihniyetine uygun bir şekilde andı savunurken, Erdoğan/AKP ise faşizme karşıtlığından değil elbette, ancak andın barındırdığı Kemalist unsurlardan rahatsızlığından ve tabii yaklaşan yerel seçim öncesi muhafazakar Kürtlere göz kırpmak için Danıştay’ın yetki aşımı yaptığını ifade ederek bu karara karşı çıktı.

Bütün bu tartışmaların ardından MHP, “Hiçbir ittifak, yok sayılması, tez ve önermelerinin görmezden gelinmesiyle ayakta kalmayacaktır. Diğer tarafın üstten bakması, parmak sallamasıyla yaşamayacaktır. Pozisyon hatırlatması, ‘çatladı-patlıyor’ ihbarlarıyla, şartların kollanmasıyla varlığını idame ettiremeyecektir. Dürüstlük olmadan eşitler arası ilişki sürmeyecektir. Bazıları sevinç taklaları atabilirler. Tartışmalara son vermenin vakti yoktur. Bu kronik süreci uzatmanın anlamı ve alemi yoktur. Herhangi bir ittifak beklentimiz, arayışımız, niyetimiz artık kalmamıştır” diyerek, sitemkâr bir açıklama ile en azından yerel seçimler üzerinden ittifakın sonlandığını ifade etti.

Dinci-faşist koalisyondaki bu gelişmeler düzen muhalefetinde ve tüm umudunu seçimlere bağlamış reformist solda ilgiyle karşılandı. İttifakın “Cumhur ittifakında çatlak!” çığlıklarıyla karşılanan sonu, seçimlere dair yeni umutlar oluşturdu. MHP’nin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi de dahil olmak üzere her ilde aday çıkaracağını açıklaması, AKP’yi geriletecek bir olay olarak değerlendirilip belli bir sevinç yarattı. Koalisyonun bu iki tarafının seçimlere ayrı ayrı katılması elbette ki oy oranlarında bir değişim yaratabilir ancak bunun solda yarattığı hava kendi gücüne güvenmemenin ve seçimlere dair beslenen ham hayallerin utanç verici yeni bir örneği oldu.

Burjuvazinin egemenliği koşullarında gerçekleşen seçimlerin misyonunu tartışmak bir tarafa, özellikle 7 Haziran’dan beri alenen gerçekleşen usulsüzlükler gözler önündeyken yerel seçimler üzerinden iktidardaki gericiliğin geriletilebileceğini iddia etmek işçi ve emekçilere altı boş hayaller satmaktan başka bir şey değildir. Bu iddiayı iktidar bloğunun zedelenmesi üzerinden desteklemek de reformist solun takatsizliğinin boyutunu gösteriyor. Düzen siyasetinin çatlaklarında politika yapma ve öz gücüne değil, düzen siyasetindeki gerici çatışmalara dayanma tutumu, emekçileri her yanıyla çürümüş ve teşhir olmuş bu düzene tekrar yöneltmekten başka bir işlev taşımıyor.

Oysa yapılması gereken, iktidar bloğundaki gerici çatışmaları bir umut olarak sunmak değil, tersine gerici iktidarın yönetememe krizini, düzen muhalefetinin aczini teşhir etmek, emekçiler arasındaki sağ-sol, Kürt-Türk, Alevi-Sünni gibi yapay ayrımlara son verip, emek eksenli bir taraflaşma yaratmaktır.