Her şeye zam, yağmaya devam!

Dünya çapındaki ekonomik krizin etkisi ile AKP’nin ekonomi politikaları sonucu Türkiye’de ekonomik kriz yaşanıyor, faturayı en acı şekilde AKP seçmeni de dâhil işçi ve emekçiler ödüyor.

Ekonomik krizin etkisi yapılan zamlarla daha çok hissedilir durumda. Emekçiler zamları konuşuyor, dert yanıyor. Bir bölümü “AKP’ye oy verenler için iyi oldu”, “hak ettiler” diyor; diğer bölümü “dış mihrakların” ülkeye açtıkları “ekonomik savaş” ile mücadele edildiğini zannediyor. Tek ses medyanın kurguları dışında ülkedeki asıl gündem ekonomik kriz, zamlar, işten atılma korkusu. İşsizlik ve güvencesizliğin olağanlaştığı bir ülkede, yapılan zamlara karşı tepkiler ancak bakkala, esnafa dert yanma şeklinde dile getiriliyor.

AKP iktidarı 2001 krizi üzerine geldikten sonra yönetimi boyunca büyüyen, istikrarlı ekonomi tablosu çizebilmek için türlü manevralar yaptı. Bazı çevreleri büyütürken, kendi de büyüdü. Ülkeyi yabancı sermayedarlar için ucuz işgücü cenneti haline getirdi. Arap şeyhlerinden sıcak paralar aldı. İthalata bağımlı hale gelen ülke ekonomisinde tarım üreticisini bitirdi. Dünya çapındaki ekonomik krizin etkisi ile AKP’nin ekonomi politikaları sonucu Türkiye’de ekonomik kriz yaşanıyor, faturayı en acı şekilde AKP seçmeni de dâhil işçi ve emekçiler ödüyor. 

Enflasyon şu anda %17.90’a yükselmiş durumda. Türkiye en yüksek enflasyona sahip “gelişmekte olan ülkeler” arasında Arjantin’in ardından 2. sırada kalmaya devam ediyor. Dolar 7 TL’yi görüyor, 6 TL’nin altına inmiyor. Bu dalgalanma hep bir belirsizlik hali yaratıyor. Dövizin arttığı koşullarda ilk olarak enerji sektörü etkileniyor. Petrol, doğal gaz, elektrik; zaten ilk zamlar da bu alanlarda yapıldı. Akaryakıt ürünlerinde fiyat artışı geçen seneden beri yapılıyor. Duble yollarda tekerlek aşındıran araçlar dünyanın en pahalı akaryakıtını kullanıyor.

Doğal gaza yapılacak olan zam seçimlerin bitimine kadar ertelendi, seçimler garantilenince doğal gaza, elektriğe zam yapıldı. Elektrik fiyatlarına 1 Ağustos’ta yapılan zammın üzerinden bir ay geçince tekrar zam yapıldı. Bu ay konutlarda %9, sanayi havzalarında %14’lük artış yapıldı. Son bir yılda evlerin elektrik faturasına %33, sanayi, ticarethane ve tarımsal sulamaya ise %44 oranında zam yapıldı. Hesaplamalara göre bir ayda elektrik fiyatında 10 TL’lik artış oldu. Yapılan özelleştirmeler ile fon ve vergiler hariç 100 TL’lik faturanın 30 TL’si iletim, dağıtım, kayıp ve kaçak bedellerine gidiyor. Özel şirketler bu alanlarda yatırım yapmak yerine dolar üzerinden borçlandılar, bu borcun bedelini emekçilerden kat kat çıkarıyorlar.

Yapılan zamlar tabii ki enerji sektörüyle sınırlı değil. Giyim, gıda, barınma gibi diğer temel gereksinimlere de zamlar yapıldı. Böyle bir tabloda krizi fırsata çeviren de oldu elbette. TL’nin dolar karşısında değer kaybetmesini bahane edenler mal stoklamaya, gramaj oyunlarıyla gizli zam yapmaya başladılar. Güya hükümet bu fırsatçılara karşı denetim başlattı. Döviz kurunun artışı ile servet kazananlar bir yanda; milyonların yoksullaşıp zamlar altında ezilmesi, açlık, güvencesizlik, borç batağı ile yaşaması diğer yanda.

Özel sektörün de borçları birikmiş durumda. Döviz kurundaki hızlı artış özellikle küçük şirketleri iflas noktasına getirdi. Sermayedarlar çözümü işçi çıkarmada görüyor, aynı zamanda borç yapılandırmasına gidiyorlar. Bankalar emekçilerin borçlarını ödeyememesi durumunda icra davası açarken, finansal sektörün borçları için ek yapılandırma paketleri uyguluyor. Bu kriz sonucunda Yıldız Holding, Doğuş Grubu, Türk Telekom, Gama Holding, enerji şirketleri, Emay İnşaat, Galatasaray borç yapılandırması talebinde bulundu.

Türkiye’deki şirket sayısının 3,5 milyon civarında olduğu belirtiliyor. Bu şirketlerin %90’dan fazlası ise küçük ve orta ölçekli işletmelerden (KOBİ) oluşuyor. ABD merkezli yatırım bankası JP Morgan, bu şirketlerin toplam dış borcunun Türkiye’nin gayrisafi yurtiçi hasılasının yaklaşık dörtte birine denk geldiğini, bu durumun da ekonomide keskin bir küçülme riski yarattığını belirtiyor. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne (TOBB) göre TL’deki değer kaybı ülkenin ekonomisine ağır darbe vurabilir. “Ekonomimiz bir örümcek ağı gibi ve her şirket birbirine bağlı halde. Şirketlerin borcu, 81 milyon Türkiye vatandaşının borcu haline geldi” diye açıklama yapıyorlar.

Patronlar borçlarını işçi ve emekçilere ödetmek için türlü yalanlara başvuruyor. “Ekonomik savaşa karşı milli mücadele” söylemini destekliyor, aynı zamanda devletten kamu kaynaklarının yağması ile teşvikler, garantiler alıyor. AKP yandaşı sermaye grubu olan Limak Yatırım Yönetim Kurulu başkanı kriz üzerine yaptığı röportajında hükümetten beklentilerini şöyle sıraladı: “Hükümet Orta Vadeli Program (OVP) açıkladığında demeli ki; ben şunları yapacağım, buradan şu harcamaları azaltacağım. Yatırımlarda finansmanlı olanları yapacağım. Tek hesabım olacak, kamuyu tek elden yöneteceğim, dikkatli harcayacağım.” Limak şirketi İstanbul 3. Havalimanı, Kuzey Marmara Otoyolu, Çanakkale köprüsü gibi projelerin ortağı ve Kamu-Özel İşbirliği (KOİ) ile Hazine garantili.

Tüm bunlara karşın; kapitalistlerin borcunu ödemeye, zamları sineye çekmeye, doların artması ile eriyen maaşlar karşısında “şükür işim var” demeye, vergilerle oluşturulan bütçeleri kamunun hizmetine değil de patronların talanına açan sermaye devletine, sömürü, talan ve rant düzeninin devam etmesine sessiz kalan işçi ve emekçiler köle olarak yaşamaya devam edeceklerdir.

U. Aze