Ortadoğu, Kürt sorunu ve “çözüm masası”na çağrı - Ç. İnci

ABD ve diğer emperyalist güçler, artı onların Türkiye gibi işbirlikçileri Kürt halkının istemlerini birer koz ve pazarlık konusu olarak görmektedirler. Oysa masada duran bu istemlerin gerisinde Kürt halkının yıllardır yaşadığı acılar vardır.

Ortadoğu, emperyalistler arası çıkar çatışmalarının her daim en karmaşık biçimde sürdüğü alanlardan biri olageldi. Petrol ve enerji kaynakları üzerinden süren hegemonya savaşlarında kartların sürekli yeniden karıldığı Ortadoğu’da, kuşkusuz bölündükleri dört farklı coğrafyada Kürtlerin konumu ayrı bir önem teşkil etmektedir. Bugün de Suriye’de vekâlet savaşlarının yerini siyasi çözüm adı altında esas aktörlere bıraktığı bir evrede, Kürtlerin kritik durumu daha belirgin hale gelmeye başlıyor.

Bilindiği gibi bir yandan Kürt halkının örgütlü güçleri Şam ile görüşmeleri sürdürme sinyalleri verirken, bir yandan da uluslararası koalisyon adı altındaki batılı emperyalistlerle, özelde ABD ile girilen ilişkilere öncelik vermektedir. Kürtlerin Suriye masasındaki konumu emperyalistler arası güç dengesine göre şekillenecektir. Kürtlerin beklentisi bu yönlüdür. Ancak bu masa oldukça karmaşıktır. Zira Suriye’nin geleceği içinde Kürtlerin konumu sadece Suriye’yi değil, İran ve Türkiye’yi de yakından ilgilendirmektedir. Özellikle Türk sermaye iktidarının Rojava’da Kürtlerin kazanımlarına yönelik ne denli saldırgan hamleleri olduğu bilinmekte ve “Fırat’ın doğusundaki terör yapılanmasını da çökerteceğiz” tehditleriyle de bundan vazgeçmeyeceğinin altını çizmektedir.

Tam da böylesi bir süreçte Türkiye’deki Kürt sorununun çözümü için, zaten başka bir seçenek üzerinde durmayan Kürt hareketi, çözüm masalarının tekrar kurulmasını gündeme getirmektedir.

Bölgede yaşanan Kürt sorununa çözüm adına ABD’nin bölgeye ilişkin müdahalelerinden umulan beklentilerin, 2003 emperyalist müdahalesi sonrası başat hale geldiği bilinmektedir. Güney Kürtlerinin özerk bölge üzerinden anayasal bir statü kazanmış olması, bu hayalleri 2011’deki müdahale sonrası Suriye’deki Kürt hareketi için de doğurmuştur. Bunun Türkiye’ye yansıması, ABD’nin bölgeye ilişkin dönemsel politikalarıyla uyumlu şekilde Kürt açılımlarının gündeme gelmesi, sonrasında “çözüm süreci”nin başlatılması olmuştu.

Ancak hayatın akışı, başta Rusya olmak üzere emperyalist güçler açısından değişen dengeler, ABD emperyalizminin Ortadoğu hesaplarını istediği gibi yürütmesine engel olmakta, buna paralel olarak da Kürtlerin konumları etkilenmektedir. ABD emperyalizmine güvenilmeyeceğinin tarihte çokça örneği olmakla birlikte, son bağımsızlık referandumu sonrasında Irak Kürdistan’ında yaşananlar, Türkiye’nin Efrîn saldırısına ABD’nin üstü kapalı onayı gibi örnekler hangi coğrafyada olursa olsun Kürtlerin kurulan masalardan hiç de kazanımla çıkmadığını, kirli pazarlıkların içinde ödedikleri onca bedele rağmen haklarının ve özgürlük istemlerinin göz ardı edildiğini göstermektedir.

Şimdi Suriye’de siyasi çözümün tartışıldığı bir süreçte Türkiye’de de Kürt hareketi bir beklenti içindedir. Suriye’nin tablosunun bile oldukça belirsiz olduğu bu süreçte Türk devletine yeniden çözüm masasına geri dönme çağrıları yapılması ise Kürt Hareketi’nin içinde bulunduğu açmazın dışa vurumudur. HDP yöneticileri 2015 yılında yaşananlara dair “o dönemin umut vadettiği” yönünde açıklamalarda bulunarak, bugün de benzer bir sürecin başlaması gerektiğini ve bunun için her türlü katkıyı sunacaklarını söylüyorlar.

Kuşkusuz başka şartlar altında Erdoğan, ipleri emperyalizmin elinde bir siyasi figür olarak, “çözüm” masalarına geri de döner. Siyasal yaşamını pragmatizm üzerine kuran her düzen siyasetçisi gibi davranır. Ancak gelinen yerde Erdoğan yine pragmatik ihtiyaçları gereği başka bir yol tutuyor. Çünkü gerek 7 Haziran’da gerekse referandumda ve en son seçimlerde görüldüğü üzere Erdoğan, Kürt halkına yönelik saldırıların artmasıyla, şovenizmi güçlendirmesiyle, Kürt siyasetçilerini tutuklatmasıyla iktidarını elde tutmaktadır. 2015’ten beri yaşananlar ortadadır. Sadece çözüm masasını devirmek değil, sınır ötesinde de Kürt halkının kazanımlarına saldırarak elde ettiği bu iktidarı koruma derdindedir. Bu nedenle halen yerel seçimler öncesi aynı milliyetçi damara oynamakta, Kobanê’ye, Tel Abyad’a saldırmakta, Fırat’ın doğusuna girme hedeflerinden bahsetmektedir.

Türkiye’de Kürt düşmanlığı bir devlet politikasıdır. Bu gerici zehir toplumun damarlarına uzun süredir zerk edilmekte ve her fırsatta şovenizm körüklenmektedir. Ve son süreçlerde de görüldüğü gibi bu politika Erdoğan’a iktidarda kalmanın “gücü”nü vermektedir. Kürt hareketi ise bu gerçeği atlayarak, Kürt sorununun çözümü konusunda yıllardır kendini tekrarlayan bir açmaz içindedir. Beklenti halen aynı iktidar odaklarından, emperyalist güç dengelerine göre kurulan masalardan, bölgede oluşan statüko değişimlerinden Kürtlerin payına düşecek “çözümler” üzerinden şekillenmektedir.

ABD ve diğer emperyalist güçler, artı onların Türkiye gibi işbirlikçileri Kürt halkının istemlerini birer koz ve pazarlık konusu olarak görmektedirler. Oysa masada duran bu istemlerin gerisinde Kürt halkının yıllardır yaşadığı acılar vardır. Çözüm beklentisiyle gidilenler, medet umulanlar ancak bunu istismar ederler. Bu masalardan bir “çözüm” çıksa bile bu, geçici olmaya mahkûmdur. Ve batının gelişmiş burjuva devletlerindeki tablo da göstermektedir ki burjuvazinin herhangi bir çözümü halklar arasında istenilen kardeşliği yaratacak güçte değildir.