Seçim vaatleri boş, ekonomik kriz gerçek! Krizin faturasını kapitalistlere ödetmenin yolu mücadeleyi büyütmekten geçer!

Kapitalizmde sorunları çözmenin, talepleri kazanmanın kolay yolu yoktur. Bu hedeflere ancak ve ancak grevlerde, direnişlerde, sokak eylemlerinde belirgin bir hal alan sınıf mücadelesiyle ulaşılabilir. Bu mücadelenin ateşinde sınanan işçi sınıfı ve emekçiler devrimci partileri etrafında birleştiğinde meclise gerçek temsilcilerini gönderebilir, parlamentoyu da sınıfsız, sömürüsüz, sosyalist bir dünya kurma mücadelesinin kürsüsüne çevirebilirler.

Düzen partileri, burjuvazinin siyasal alandaki temsilcileridir. Her zaman temsil ettikleri sınıflara, yani sömürücü mülk sahiplerine hizmet ederler. Bu misyon, düzen partilerinin kuruluş sebebidir. Hal böyleyken bu partiler seçim süreçlerinde halkın dertleri için “ağıt yakma” yarışına girerler. Artık bütün “iyi yürekli”  kapitalistler ile onların siyasi temsilcileri birer “yaman halkçı”dır. Elbette seçimler bitene kadar…

“Geçici halkçı”lığın önemli bir sebebi var; zengin kapitalistler bir azınlıktır, oysa mecliste siyasi bir güç olabilmek için milyonların oyuna ihtiyaç var. Ağıt yakmanın da halkçılığın da sırrı burada yatar. Ezdikleri, sömürdükleri, sefalete mahkum ettikleri, hak aradığında üstüne polisi saldırttıkları emekçilerin oylarını talep ederler. Bütün düzen partileri aynı sorunla karşı karşıya bulundukları için vaatler yarışı başlar. Bunun yanı sıra din istismarı, inanç sömürüsü doruğa çıkar, “yerli/milli” safsataları alır başını gider…  

Seçimler geride kalıp hükümetler kurulunca riyakarlık gösterileri yeni bir seçime kadar rafa kaldırılır. Artık icraat zamanıdır. Sıra emekçilerin sırtında boza pişirmeye gelmiştir. Bir dahaki seçime kadar işsizlik, yoksulluk, sefillik tavan yapmalı ki, yeniden üç kuruşluk vaatlerle oy avcılığı yapılabilsin…  

***

İşçi ve emekçiler üzerine bir kabus gibi çöken AKP rejiminin 16 yıllık icraatlarının yarattığı yıkım o kadar derinleşti ki, iki ittifakta birleşen düzen partileri vaatler konusunda kıran kırana bir yarışa giriştiler. Yıkımların bu kadar derinleşmesinin birinci dereceden sorumlusu olan Erdoğan AKP’si, vaatlerde diğerlerini solluyor. Pişkinlikte sınır tanımayan bu din istismarcıları, utanıp sıkılmadan “hele 24 Haziran bir geçsin görün neler yapacağız” türünden laflar edebiliyorlar. 

Saray çetesinin reislerinin bu tür vaazları ortalığı çınlatırken enflasyon rekor kırıyor, doları 30 kuruş indirebilmek için faizler 3 puan arttırılıyor, işsizlik, sefillik kol geziyor. Bütçe açığı artıyor, dış borç ödenemiyor, ekonomik kriz kapıya dayanmış, emekçilerin boynunu sıkmak için hazırlanan IMF reçeteleri gündemde. Yani 16 yıllık yıkımı da aratacak bir dönem başlamak üzere…

***

AKP bu yıkımları gerçekleştirirken kayda değer bir itiraz yükseltmeyen muhalefet partileri, şimdi devasa boyutlara ulaşan sorunları çözme vaadiyle oy talep ediyorlar. Ne faşist tek adam rejiminin kurulmasına karşı çıktılar ne vahşi neo-liberal saldırılara itiraz ettiler ne din istismarını önlemeye çalıştılar ne yağma ve talana dur demek için kıllarını kıpırdattılar. Görünen o ki, bu muhalefetin AKP iktidarının icraatlarıyla ciddi bir sorunu yoktu. Ne de olsa onların temsil ettiği kapitalistler de sömürü ve yağmadan payını alıyordu.

Kapitalist sistem gerçekliğini göz ardı eden düzen muhalefeti, kapıya dayanan ekonomik krizin sorunları daha da ağırlaştıracağı gerçeğini yok sayarak vaat listeleri yayınlıyor. Oysa kapıya dayanan krizin faturasının ödenmesi zorunludur. Vaatlerin yerine getirilebilmesi için, bu faturanın patronlar ve devlet tarafından ödenmesi gerekiyor. Oysa böyle bir şey kapitalizmin mantığına aykırıdır. Her krizde milyonları sokağa atan, ücretleri düşüren, sosyal harcamaları kısan, temel tüketim maddelerinin fiyatlarını arttıran, hak arayanların üstüne polisi saldırtan bir düzen gerçeği var.

Kapitalizmin yapısal sorunlarından kaynaklanan, ancak saray çetesinin icraatlarıyla doruğa çıkan ekonomik, sosyal, siyasal sorunlar çözümü zor bir yumak haline gelmiştir. Bu düzen var oldukça, hükümetler değişse de, fatura emekçilerin sırtına yıkılacaktır. Elbette bu bir kader değil! Bu döngüyü tersine çevirmenin bir yolu var; o da işçi sınıfı ve emekçilerin grevlerle, direnişlerle, sokak eylemleriyle faturayı ödemeyi reddetmeleridir! 

***

Düzen partilerinin seçim vaatlerinin çoğunun sahte olduğu deneyimlerle sabittir. Ancak bu vaatler kazara gerçekleştirilse bile ne işçilerin, ne emekçilerin, ne emeklilerin, ne köylülerin, ne gençlerin, ne kadınların sorunları çözülebilir. Zira kapitalist sistem bu sorunları her gün yeniden ama daha da ağırlaştırarak üretiyor. Dolayısıyla söz konusu sorunların gerçek çözümünü istemek için sömürüyü, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti, din istismarını, şovenizmi, cinsiyetçiliği kısacası yağma ve talan düzenini her yönüyle reddetmek şarttır. Bu ise düzen partileri veya reformistlerin değil, ancak devrimci partilerin hedefi olabilir.

***

Seçim vaatlerini yarıştıranlar, düzen gerçeğinin üstünü örtme çabasındalar. Bunun için seçim sandıklarını tüm sorunları çözebilecek “sihirli kutu” diye yutturma derdindeler. Oysa bu ülkede 70 yıldan beri çok partili seçimler için sandıklar kuruluyor. Bu süreç, sandıkların iddia edildiği gibi bir hikmetinin olmadığını döne döne kanıtlamıştır. Gerçek şu ki, işçilerin, kent ve kır emekçilerinin, kadınların, gençliğin, kısacası toplumun ezilen tüm kesimlerinin sorunlarını ne düzen partileri ne vaatlerde sınır tanımayan reformistlerin boş programları çözebilir.

Kapitalizmde sorunları çözmenin, talepleri kazanmanın kolay yolu yoktur. Bu hedeflere ancak ve ancak grevlerde, direnişlerde, sokak eylemlerinde belirgin bir hal alan sınıf mücadelesiyle ulaşılabilir. Bu mücadelenin ateşinde sınanan işçi sınıfı ve emekçiler devrimci partileri etrafında birleştiğinde meclise gerçek temsilcilerini gönderebilir, parlamentoyu da sınıfsız, sömürüsüz, sosyalist bir dünya kurma mücadelesinin kürsüsüne çevirebilirler.