Sınıfın gücünü birleştirme ve mücadeleyi büyütme zamanı!

Kriz derinleştikçe, yıkıcı sonuçları şimdikini kat kat aşacaktır. Bedel daha ağır olacağı gibi, kapsayacağı işçilerin sayısı da dramatik bir şekilde artacaktır. Dolayısıyla daha etkili, daha militan, daha yaygın sınıf eylemlerinin gerçekleşme ihtimali de yükseliyor. Bu gelişmeler, hareketin önünü açma bağlamında sınıf devrimcileri başta olmak üzere ilerici, devrimci olma iddiası taşıyanlara önemli sorumluluklar yüklüyor.

Krizin yıkıcı sonuçları ağırlaşıyor…

Sarayında sefahat süren AKP şefi, “kriz mriz yok, herkes işine baksın” vaazlarıyla “sağır sultanların” bile duyduğu gerçeği inkar etmeye çalışıyor. Örtülü ödenek hariç, günlük masraflarının ortalama iki milyon civarında olduğu dikkate alındığında, krizin henüz kaçak saraya ulaşmadığı söylenebilir. Oysa ülke sathında durum tamamen farklı…

Din taciri şefin içi boş söylemleri ile hayatın gerçekliği arasındaki uçurumun derinliği, yandaş dalkavukları bile saray vaazlarını savunmaz duruma düşürdü. Vaazları ciddiye alan onurlu bir emekçiye rastlamak ise artık olası değil. Zira emekçiler krizin berbat sonuçlarını etinde kemiğinde hissediyorlar. Hal böyleyken içi boş vaazları ciddiye alan işçinin, emekçinin akıl sağlığından şüphe edilir.

Vaazla icraatın zıtlığı

AKP’li bakanlar, saraydan yapılan “kriz mriz yok” vaazlarını ciddiye almıyorlar. Elbette bu lafları olur olmaz tekrarlayan dikta rejimin başı da kendi sözlerine inanmıyor. Çünkü AKP iktidarının tüm icraatlarına krizden çıkış kaygısı damga vuruyor. 

Sıkıştıkça panikleyen iktidar Yeni Ekonomik Program (YEP) ilan etti, Almanya başta olmak üzere AB ülkeleriyle ilişkileri tamir etmeye çalışıyor, ekonomiyi Amerikan McKinsey şirketine teslim ediyor, zam üzerine zam yapıyor, faiz oranlarını yükseltiyor, Türk parasının değer kaybını önleyemiyor vb.…

Panikle yapılan bu ve benzer icraatlar, gerici faşist iktidarın ne pahasına olursa olsun emperyalistlere yaranma, ülkeye yabancı sermaye çekme, içine yuvarlandığı ekonomik ve siyasi krizleri aşma refleksiyle hareket ettiğine işaret ediyor. Nitekim çifte bakanlıkla taltif edilmiş sarayın damadı, sonunda ülkenin bir kriz içinde olduğunu itiraf etmek zorunda kaldı. Çünkü bu aşamadan sonra “kriz mriz yok” nakaratının tekrarlanmasına kargalar bile gülüyor.

İktidarla kapitalistlerin pervasızlığı

Vaazlarında kriz yok safsatasını elden bırakmayan din bezirganı sermeye iktidarı faiz oranlarını yükseltti, her şeye zam yaptı, işsizlik fonunda biriken kaynakların bir kısmını bankalara peşkeş çekti, işçi ücretlerinin, memur maaşlarının yüksek enflasyon karşısında erimesini izlemekle yetiniyor. Hak arama mücadelesini yükselten işçilere ise pervasızca saldırdı…

 Şu ana kadar yaşananlar henüz “ilk fasıl”dan ibarettir. Bu ilk fasılda bile on binler işsizlik girdabına sürüklendi, emekçilerin reel ücretleri dramatik bir şekilde düştü. Yine de sosyal yıkımı daha da ağırlaştıracak “esas fasıl” henüz yeni başlıyor. Yerel seçimler gündemde olduğundan emekçileri hedef alan yıkıcı darbe bir süre ertelense bile, gündeme getirileceğinden kuşku duymamak gerek. Yerel seçimlerin ardından IMF’nin kapısının çalınması da ihtimal dahilindedir. Zaten şimdi de “IMF’siz IMF programı” fiilen uygulanıyor.

Günden güne yaygınlaşan işten atmalar ise iktidarın saldırısını tamamlıyor. Yıllardır kasalarını tıka basa dolduran kapitalistler, işçi kıyımına başladılar. Kârlarının azalmasına tahammül etmeyen bu asalak sömürücü sınıf, on binlerce işçiyi gözünü kırpmadan sokağa atıyor.

Kabul etmek gerekiyor ki, kapitalistlere yakışan da budur. Bu sınıf ve onun iktidarı “olağan koşullarda” istese de başka türlü hareket edemez. Yaptıkları, “içgüdüsel/hayvani” bir tepkinin dışavurumundan ibarettir.

Başka bir ifadeyle kapitalist sınıf da onun gerici-faşist iktidarı da “doğal” rollerini oynuyor. Kapitalist sömürü düzenini ve onun bekçiliğini yapan iktidarı gayrı meşru kılan temel nedenlerden biri de budur. Nasıl ki kapitalistlerle onların iktidarı sınıf karakterine uygun bir rol oynuyorsa, işçi sınıfıyla emekçilerin de buna sınıfsal bir tepkiyle/duruşla karşılık vermesi gerekiyor. Çünkü bu dönemde etkili olabilecek tek yol, sınıfa karşı sınıf bilinciyle, kararlılığıyla mücadele etmektir. 

Hareketi ortak şiarlar etrafında birleştirme sorumluluğu

Krizin faturasını emekçilere ödetme pervasızlığına tepki bağlamında gerçekleşen çok sayıda işçi eylemi var. Yani işçi sınıfı -şimdilik yerellerle sınırlı olsa bile- gerçekleştirdiği eylemlerle krizin faturasını uysalca ödemeyeceğinin sinyallerini veriyor. Bu ilk eylemler, işçi sınıfı saflarında mücadele eğiliminin güçlü olduğuna işaret ediyor.

Kriz derinleştikçe, yıkıcı sonuçları şimdikini kat kat aşacaktır. Bedel daha ağır olacağı gibi, kapsayacağı işçilerin sayısı da dramatik bir şekilde artacaktır. Dolayısıyla daha etkili, daha militan, daha yaygın sınıf eylemlerinin gerçekleşme ihtimali de yükseliyor. Bu gelişmeler, hareketin önünü açma bağlamında sınıf devrimcileri başta olmak üzere ilerici, devrimci olma iddiası taşıyanlara önemli sorumluluklar yüklüyor. 

Kriz derinleştikçe AKP iktidarıyla kapitalistler daha da pervasızlaşacağına göre, işçi sınıfının tepkisinin gelişeceğini, hem içerik hem biçim bakımından güçleneceğini ön görmek de mümkün. İşçi sınıfının ilerici devrimci güçlerin de katkılarıyla geliştireceği mücadeleyi güçlendirmek, şiarlarını ortaklaştırmak, ortak hedefler etrafında birleştirmek, devrimci bir doğrultu kazandırmak gibi temel sorumluluk alanları var. Bu noktada sınıfın devrimci öncülerinin yapacağı müdahalenin önemi büyük olacak. Bu alanda sağlanacak başarı ise, devrimci bir sınıf hareketinin geliştirilmesi hedefine doğru atılmış önemli bir adım olacaktır aynı zamanda.