Tek adam rejimi krizlerle başladı… İşçi sınıfı ve emekçiler örgütlü mücadeleye hazırlanmalıdır!

Sınıf devrimcileri başta olmak üzere tüm ilerici ve devrimci güçlerin dikkat ve enerjilerini bugünden meşru mücadeleye hasretmeleri gerekiyor. Seçimlere bağlanan boş umutların bir yana bırakılması, meşru mücadelenin yol, yöntem ve araçlarının geliştirilmesi dinci-faşist koalisyona karşı olan herkesin görevidir.

Baskı, hile, çalma, aldatma gibi kepazeliklere başvurarak da olsa seçimleri kazanan dinci-faşist AKP-MHP ittifakı, asalak kapitalistlerle emperyalist efendilerine hizmet etmek için kolları sıvadı. İçişleri bakanının etrafa savurduğu tehditlerle faşist zihniyetini ilk günden sergilemeye başlayan tek adam rejimi, kendisine biat etmeyenlerle şiddetin kaba diliyle konuşacağının işaretlerini veriyor.

Enflasyon son 15 yılın en yüksek seviyesine çıkarken, kapıya dayanan ekonomik krizi yeni bir sosyal yıkım saldırısıyla aşmaya çalışacaklar. Sermayenin kodaman takımının da emperyalist haydutların da dikta rejimden talepleri bu yöndedir. Harekete geçmesini sabırsızlıkla bekliyorlar. Bu arada yağma ve talan ekonomisi kuran T. Erdoğan AKP’sinin seçim sürecinde hazineyi de yağmaladığı ortaya çıktı. Hazinede bulunan 49 milyarın 40’ını seçim rüşveti diye dağıtan saray çetesi, ekonomideki deliklere bir yenisini eklemiş oldu.

***

Ekonomik kriz kapıya dayanmışken, rejimin siyasi krizi de aşılmış değil. Hem burjuva muhalefetle saray çetesi arasında hem dinci-faşist koalisyonun kendi içinde çatışacağının emareleri şimdiden görülmeye başladı. Burjuva muhalefet Türkiye kapitalizminin tüm iplerini T. Erdoğan’ın eline bırakmamak için çaba sarf ederken, AKP’nin stepnesi olan faşist parti ve reisi D. Bahçeli, sunduğu hizmet karşılığında iktidardan alacağı payı büyütmeye çalışıyor.

Görünen o ki, F. Gülen cemaatinin yerini dolduran MHP’nin iktidar ve yağmadan talep ettiği ile saray çetesinin vermek istedikleri arasında bir açı var. Bu da dinci-faşist koalisyonun bir “parsa paylaşımı krizi”ne sürüklenebileceğine, yani bir devlet krizinin de gündeme gelebileceğine işaret ediyor. İktidar ve rant paylaşımındaki anlaşmazlıklardan dolayı AKP ile FETÖ arasında patlak veren krizin yarattığı vahim sonuçlar dikkate alındığında, AKP ile MHP arasında yaşanacak krizin de yeni musibetler yaratacağını öngörmek zor değil.

***

Tek adam rejiminin emperyalist efendileriyle de sorunları var. Seçimler geride kaldığına göre, emperyalist efendilere “kabadayılık taslama” dönemi de kapanmış demektir. Artık efendilere hizmet ve bir kez daha kendini ispatlama dönemi başlamış bulunuyor.

İçerideki sorunların ağırlığı, T. Erdoğan’la dalkavuklarını emperyalistlerin elinde oyuncak durumuna düşürecek boyuttadır. Bu uğursuz durum, Türk devletinin, ABD’nin Ortadoğu halklarına düşmanlıkta sınır tanımayan politikasında daha etkin bir suç ortaklığı yapmasına zemin hazırlıyor.

Tüm veriler şuna işaret ediyor; tek adam rejimi daha önce olmadığı kadar emperyalistlere bağımlı, ayakta kalabilmek için onların ekonomik, siyasi, diplomatik desteklerine muhtaçtır. Bu ise onların, somutta ABD’nin -dolayısıyla İsrail’in de- Ortadoğu politikalarına angaje olmak demektir. Emperyalist ve siyonist güçlerin dümen suyuna giren dikta rejimin politikası Rusya, İran ve Suriye ile ilişkilerde yeni bir sorunlar yumağı yaratacaktır. Böyle bir suç ortaklığının yaratacağı ağır bedeli Türkiye başta olmak üzere bölge halkları ödeyecektir.

***

Bu sorunlar yumağı ve krizlerle boğuşacak olan saray çetesi, aynı anda tek adam rejimini tahkim etmeye, muhalifleri zorbalıkla bastırmaya, olası bir sosyal patlamayı önlemeye dönük icraatlara da ağırlık verecektir. Tüm bunlar ise işçi sınıfının, emekçilerin, yoksul kitlelerin görülmedik kapsam ve şiddette bir sosyal yıkım saldırısına maruz kalacaklarına işaret ediyor. Zira Türkiye burjuvazisini de emperyalist haydutları da memnun etmenin başka yolu yoktur.

Emekçileri hedef alan sosyal yıkım saldırısını hayata geçirecek olan tek adam rejimi bunu, başta ilerici-devrimci güçler olmak üzere dinci-faşist koalisyona biat etmeyen toplumun dinamik kesimlerine karşı siyasal bir saldırıyla tamamlamak isteyecektir.

***

AKP-MHP koalisyonunun zorbalığına rağmen, kitlelerin bu krizlerin bedelini ödemeyi sessizce sineye çekmeleri kolay değil. Hem işçi sınıfıyla emekçilerin hem ilerici-devrimci güçlerin hem de toplumun dinamik kesimlerinin tepkilerini dile getirmeleri kaçınılmazdır. Zaten tek adam rejimini durdurmanın başka bir yolu da yoktur. Seçimlere bağlanan umutların döne döne hüsranla sonuçlanması, kitlelerin amaçlarına ulaşmak için meşru mücadeleyi benimsemeleri için zemin hazırlıyor.

Sınıf devrimcileri başta olmak üzere tüm ilerici ve devrimci güçlerin dikkat ve enerjilerini bugünden meşru mücadeleye hasretmeleri gerekiyor. Seçimlere bağlanan boş umutların bir yana bırakılması, meşru mücadelenin yol, yöntem ve araçlarının geliştirilmesi dinci-faşist koalisyona karşı olan herkesin görevidir.

Bu mücadelenin uzun soluklu ve sonuç alıcı olabilmesi için, işçi sınıfının işin içinde, hatta başında yer alması şarttır. Bunun için komünistler, işçi sınıfını sosyal yıkıma karşı örgütlü mücadeleye hazırlarken, öncüleri şahsında gerici ideolojilerin etkisinden kurtarıp sosyalizme kazanma çabasına da özel bir önem vermelidirler.