Türkiye İdlib açmazında... Emperyalistlerle kirli işbirliğine, cihatçı çetelerin hamiliğine ve işgale son!

Suriye üzerindeki kirli hayallerini gerçek kılabilmek için “ateşkes” ve “barış” safsatalarıyla cihatçı çetelere hamilik yapan Türk sermaye devleti, bataklığa adım adım daha fazla sürüklenmektedir. Bu, hem bölgedeki işçi sınıfının ve sömürülen halkların hem de Türkiye işçi sınıfının daha büyük bir fatura ve yıkımla karşı karşıya kalması demektir. Suriye’deki işgalin faturasını ödememek için işçi sınıfı ve emekçiler, emperyalist savaş ve saldırganlığa karşı kenetlenmeli, emperyalistlerin ve bölgedeki işbirlikçilerinin saldırganlığına ve provokasyonlarına taviz vermemelidir.

İdlib, Batı emperyalizminin Suriye’deki cihatçı çeteler üzerinden tuttuğu mevzi olarak kritik bir yerde duruyor. Her geçen gün önemini arttırıyor. Rusya ve İran’ın desteğiyle Suriye ordusu bu bölgeden de çeteleri temizlemek için son hamleyi yapmaya hazırlanıyor. Bunu gören ABD emperyalizmi ise kendi kozlarını oynuyor.

Son olarak İran’da, Rusya ve Türkiye’nin katılımıyla yapılan ‘kamuoyuna açık’ toplantıda taraflar tutumlarını, meseleyi nasıl çözmek istediklerini açıkladılar. Toplantı sonrası her ne kadar ortak bir deklarasyon çıkmış gibi görünse de aslında Rusya ve İran ikilisi dışında aynı netlikten bahsetmek pek kolay değil. Türk devletini temsilen tutum açıklayan Erdoğan’ın, kendince pozisyonlarını net bir şekilde ifade etmeye çalışmasına rağmen, meselenin karmaşıklığı devam ediyor. “Ateşkes” çağrısında ısrarlı olan Türk tarafı bölgedeki çetelerin hamiliğini yapmaya devam ediyor.

AKP iktidarının son dönemde İdlib’de yaşadığı açmaz sürüyor. Astana sürecine dahil olarak Suriye’deki işgaliyle ülkedeki yağmadan pay kapmaya hevesli AKP iktidarının kirli çıkarları, Suriye hükümeti ve Rusya’nın İdlib operasyonuyla birlikte bir kez daha ortaya serilmiş oldu. “Ateşkes”, “sivil katliamı”, “terörle mücadele” gibi kılıflar öne sürerek Suriye’deki işgali savunan sermaye devleti ve dümenindeki AKP’nin gündemdeki İdlib operasyonuna yönelik tutumunun gerisinde Suriye’nin yağmalanmasından pay kapma arzusu olduğu biliniyor.

Tam da böylesi günlerde, İran’da göstere göstere yapılan toplantının arkasından “Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan” imzasıyla, ABD gazetesi Wall Street Journal’da yayınlanan “Dünya Esad’ı durdurmalı” başlıklı yazı Türkiye’nin nerede durduğunu ayrıca göstermektedir. Erdoğan’a göre “İdlib köprüden önceki son çıkış”tır. Bu köprünün hangi ayaklar üzerine kurulduğu ise ortadadır. Hiç de söylendiği gibi bu ayaklar Suriye’de barış üzerine kurulmamıştır. “Suriye halkını, Beşşar Esed’in insafına terk edemeyiz. Rejimin İdlib’e yönelik taarruzunun amacı, gerçekten terörle mücadele etmek değil, gelişigüzel saldırılarla muhalifleri ortadan kaldırmak olacaktır” denilen yazıda açığa çıkmaktadır ki korunan ve kollanan hem ABD emperyalizminin hem de Türk devletinin tetikçiliğini yapan çetelerin güvenliğidir.

Kaldı ki İngiltere ve Amerika başından beri olası İdlib operasyonunu engellemek için çeşitli provokasyonlar peşindedir. Provokasyonların merkezinde duran “Beyaz Baretliler”e ABD’nin açıkça kefil olması bu yüzdendir. İran’da yapılan üçlü toplantının hemen sonrasında ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert; Şam rejimi ve Rusya’nın, Suriye’de birçok kuşkulu olayda adı geçen “Beyaz Baretliler”i büyük bir dezenformasyon kampanyasıyla suçlayarak gönüllülerini risk altında bıraktığını söyledi. Nauert, “Beyaz Baretliler binlerce insanın hayatını kurtarmış ve kurtarmaya devam eden insani bir yardım kuruluşudur. Birçoğunuz onların iyi çalışmalar yaptığını ve yapmakta olduğunu biliyor” dedi.  

Türk tarafının ise zaten güdümündeki çeteleri nasıl kolladığı basına da çıkmaktadır. Maaşlarını Türk lirası üzerinden değil Suriye parası üzerinden isteyen çetelere verilen maddi yardımlar, çetecileri Türkiye nüfusuna alma, Türkiye’den ev gibi imkânlar sağlanması artık saklanamamaktadır. Her şeyin Suriye halkı için yapıldığı söylenen ve bu amaçla yürütülen savaşta Türkiye yer yer başkalarına hatırlattığı Birleşmiş Milletler belgelerine göre de savaş suçu işlemektedir.

Emperyalistlere ve onların bölgesel hesaplarına göre Suriye sadece Suriye değildir. Türk sermaye devleti için en büyük sorun, Suriye’nin yeniden şekillenmesinde kendi bölgesel hesaplarının gözetilmesidir. İnşası iştahlarını ayrıca kabartmaktadır. Ayrıca Kürt halkının bölgedeki kazanımlarının geleceği de Türk sermaye devleti için kaygı verici temel unsurlardan biridir. Ancak emperyalistler tarafından Suriye’de yakılan ateşi daha da harlamak, karıştırmak için tutulan maşa gerici çetelerdir. Ateşin bu maşayı tutanlara da sıçraması olasıdır.

Suriye üzerindeki kirli hayallerini gerçek kılabilmek için “ateşkes” ve “barış” safsatalarıyla cihatçı çetelere hamilik yapan Türk sermaye devleti, bataklığa adım adım daha fazla sürüklenmektedir. Bu, hem bölgedeki işçi sınıfının ve sömürülen halkların hem de Türkiye işçi sınıfının daha büyük bir fatura ve yıkımla karşı karşıya kalması demektir. Suriye’deki işgalin faturasını ödememek için işçi sınıfı ve emekçiler, emperyalist savaş ve saldırganlığa karşı kenetlenmeli, emperyalistlerin ve bölgedeki işbirlikçilerinin saldırganlığına ve provokasyonlarına taviz vermemelidir.