Hasret, gül kokusudur şimdi…

Vedalaşırken sıkı sıkı sarıldı Sultan. Hasan bir an ‘dur sanki bir daha görmeyecekmişsin gibi sarılıyorsun’ diye takıldı. Sultan son dönemde birçok yoldaşını kaybetmenin verdiği özlemle ‘insan yoldaşının kıymetini yanındayken bilmeli, yarın ne olacağını kimse bilemez’ diyerek çıkıştı.

“Unutma, unutma, sakın unutma!” Yaralı olarak bulunduğunda bunları sayıklıyordu Hasan. İki gündür yaralı bir şekilde bekliyordu bir binanın bodrum katında. Kurşunun birisi göğsünden diğeri de bacağından girmişti. Son gücü ile kendini binanın içerisinde bu köşeye atmış ve sonra kendinden geçmişti.

Bir hafta önce işten yorgun argın çıkmış ve yoldaşı Sultan ile kestikleri buluşma noktasına doğru dikkatli bir şekilde ilerliyordu. İşin yorgunluğuna bir de havanın soğuğu eklenmişti. Bir an önce buluşma noktasına gitmek için acele ediyordu. Ama yine de direkt buluşacakları eve gitmeyi tercih etmedi. İki kere otobüs değiştirdikten sonra gideceği yere 30 dakikalık bir mesafede indi. Gençlerin yoğun bir şekilde oturduğu kafelerin aralarından geçerek ilerlemeye başladı. Yolun böyle geçmeyeceğini bildiğinden kendisine bir müzik ziyafeti bile verdi. Yanık sesi ile ‘bizim elin yiğitleri bol olur, öter şeyda bülbül diller lal olur’ diyerek ilerlemesini sürdürdü. Bıyıklarının yanında daha yeni uzamaya başlayan sakalları havanın soğuğu ile baş etmeye çalışıyordu. Atkısını almayı unuttuğu için kendine kızdı biraz. Ama fazla sürmedi kendisine kızması, sabah işte yaşadıklarını hatırlayınca yüzünde ufak bir tebessüm oluştu. Yanaklarındaki çukurlar adeta gözlerinin altındaki hafif kırışıklıkla birleşti. Yaklaşık 8 aydır çalışma koşulları üzerine sohbet ettiği Yiğit bugün makinenin ızgaralarını temizlerken ızgaranın arasına sıkışmıştı. Bir bacağı havada bir bacağı ızgaranın arasında kalmıştı. Hasan bir taraftan gülüyor bir taraftan yardım etmeye çalışıyordu. Pantolonunun ortası boydan boya yırtılan Yiğit ise hareket bile edemiyor sadece Hasan’a sinirleniyordu. Zar zor tek bacağını alttan iterek çıkarttı Hasan, Yiğit’i oradan.

Bu arada usta başı geldi ve Yiğit’e bağırmaya başladı.

- Sizin dikkatsizliğiniz yüzünden işlerimiz zamanında yetişmiyor, bir ızgarayı dahi temizlemeyi beceremiyorsunuz, sana bir şey olsa sonra fabrika sorumlu olacak, demişti ki Yiğit lafı ağzına tıkadı.

- Biz size kaç aydır makinenin burasında parça eksiği olduğunu ve tamamlamanız gerektiğini söylüyoruz, boşluğuma denk geldi ve düştüm başıma daha kötü bir şey de gelebilirdi, bu tabi ki fabrikanın sorumsuzluğu, en son ne zaman yapıldı bu makinanın bakımı?

Usta başı sinirli sinirli:

-Tamam işinize bakın, biraz da dikkatli olun, diyerek oradan uzaklaştı.

Sonra Yiğit Hasan’a dönerek

-Ya abi sen bana kaç zamandır ne anlatıyordun, de gel hele allahına kurban bir daha anlat şunları dedi.

Hasan bir taraftan bugüne kadar anlattıklarının boşa gitmediğine seviniyor, diğer taraftan da artık fabrikada bir çalışma ekibine dönecek zeminin altyapısını hazırlamaya başlıyordu. 8 aydır burada çalışmasına rağmen ara ara işçilere laf atmak ve kimi işçilerle girdiği özel sohbetler dışında bir şey yapmamıştı.

Bunları düşünerek ilerlerken ani bir refleksle dar bir ara sokağa girdi, bir süre ilerledikten sonra arkasını dönerek sokağı kontrol etti. Herhangi bir takibin olmadığından emin olduktan sonra caddeye çıkarak bir süre daha ilerledi.

Sultan iki katlı, tatlı, küçük bahçesi olan bir evde kalıyordu. Üst kat ev sahibine aitti ama ev sahibini daha görmemişti bile. Ev sahibi yazları gelir 2 ay kalır giderdi köyüne. Sultan işten yeni gelmiş, ellerini yıkadıktan sonra dışarıdan getirdiği odunlarla sobayı yakmış, üzerine de çay suyunu koymuştu. Bu arada kapı iki kere çalındı. Gelenin Hasan olduğunu düşünerek kapıyı açtı. İki yoldaş bir süredir görüşememenin verdiği özlemle kucakladılar birbirini.

Hasan hemen sobanın başına geçerek başladı sabah fabrikada olanları anlatmaya, o kadar heyecanlı ve en ince ayrıntısına kadar anlatıyordu ki Sultan adeta tiyatro izler gibi dinledi Hasan’ı. O zaman yoldaşına bir kez daha saygı duydu. Uzun zamandır devrimcilik yapmasına rağmen fabrikada yakaladığı bu olanağın bile onu bu kadar heyecanlandırdığını görmek Sultan’da da muazzam bir heyecan yarattı. Devrimin örgüsüne bir ilmek daha attıklarını hissetti bugün. Hasan’a bir kez daha sarıldıktan sonra birlikte yemeklerini hazırladılar. Hasan yemeğini yedikten sonra afişleri de alarak kapıya doğru yöneldi. Vedalaşırken sıkı sıkı sarıldı Sultan. Hasan bir an ‘dur sanki bir daha görmeyecekmişsin gibi sarılıyorsun’ diye takıldı. Sultan son dönemde birçok yoldaşını kaybetmenin verdiği özlemle ‘insan yoldaşının kıymetini yanındayken bilmeli, yarın ne olacağını kimse bilemez’ diyerek çıkıştı. Hasan yoldaşının böyle düşünmesine sevinerek ve hoşçakal diyerek geldiği yolu tekrar adımlamaya başladı. Afişleri montunun içine sokarak hızlı adımlarla uzaklaştı oradan.

Geçen 5 gün içerisinde Hasan, Yiğit’le daha politik sohbetler etmeye başladı. Yiğit’in arkadaşı Cem’in de içerisinde olduğu bir fabrika ekibi oluşturdular. Pazar günü Hasan’ların çalıştığı fabrikada mesai vardı. Ancak akşam afişlerin yapılması gerektiği için hasta olduğunu söyleyerek mesaiye gitmedi Hasan. Pazar akşama kadar eski iş yerinden bir arkadaşının evinde kalan Hasan yoldaşı ile buluşma saatine kadar burada hoş bir zaman geçirdi. Akşam ezanının okunması ile evden çıkan Hasan karanlığın çökmesine yakın Zelal ile buluştu. Bir süre dolaştıktan sonra ilk afişi işçi servislerinin geçiş güzergahı olan ara bir sokağa vurdular: ‘Ekim Devrimi 100 yaşında! Yeni Ekimleri yaratacağız!’. Bir süre ilerledikten sonra ana caddeye çıkmak zorunda kaldılar. Burada da Zelal afişlerle uzak bir yerde beklerken Hasan elindeki afişi küçük ama herkesin görebildiği bir trafoya vurdu. ‘Ne seçim ne meclis, çözüm devrimde kurtuluş sosyalizmde!’ bu sırada Zelal bir kişinin telefonu ile birilerini aradığını ve Hasan’a baktığını gördü. Biraz daha yürüdükten sonra Hasan’a durumu söyledi. Hasan son iki afişi de yakınlara vuralım çıkalım buradan dedi fakat ilk afişi vurduktan sonra mahallenin çıkışında bekleyen garip tipler gördü. Zelal’e eli ile işaret ederek binaya girmesini sağladı. Kendisi de garip gördüğü tiplerin üzerine doğru yavaş yavaş ilerlemeye başladı. Bir ara gözüne bir binanın arasındaki boşluk çarptı. Duvardan atlarsam kurtulur, çıkarım bu cendereden diye düşündü. Ve boşluğa doğru koşmaya başladı, peşinden de garip tipler.

-Dur kaçma polis.

Hasan kaç el kurşun sesi geldiğini anlayamadı fakat duvardan atladığında bacağından ve göğsünden kan geldiğini gördü. Sürünerek yakınlarda bir binanın alt katına girdi ve beklemeye başladı, sonra sayıklamaya başladı:

Binanın kapıcısı Hasan’ı bulduğunda sayıklamaları duydu:

-Unutma, unutma, sakın unutma ‘Ulucanları, 19 Aralık’ı, öldürülen yoldaşlarını, katledilen halkları, Taybet anayı, Soma’yı, Greif’i, işçi sınıfının sahneye çıkacağı günü… Unutma, sakın unutma.’ Sonra bir daha ses çıkmadı Hasan’dan.

O günün sabahında Yiğit, Hasan’ın serviste olmadığını gördü. Acaba hastalığı ciddi mi? Akşam bir yanına uğrayayım diye düşünürken bir trafoda asılı duran afiş dikkatini çekti. ‘Ekim Devrimi 100 yaşında! Yeni Ekimleri yaratacağız!’ bunu Hasan abiye göstermeliyim diyerek uykuya daldı fabrikaya kadar. 

A. Ayaz Asya