Gre(if)v davasını sahiplenmek, işçi sınıfının gelecek mücadelesini sahiplenmektir!

Günümüz koşulları bir kere daha göstermektedir ki Greif kriterlerini esas almak sınıf hareketinin içinde bulunduğu durumdan çıkışının tek ve gerçek yoludur. Öteki her adım ve anlayış öyle ya da böyle düzenle uzlaşmayı zorunlu kılmaktadır.

Greif işgalinin üzerinden 4,5 yıl geçmesinin ardından 191 işçiye dava açılması tesadüf bir gelişme değil elbette. Dosyanın tekrar gündeme geliş biçimi bile bunu göstermektedir. Greif işgali üzerinden açılan dava sermayenin ve AKP hükümetinin gelecek Greif’lerin önünü kesmek için attığı bir adımdır. İşçi sınıfı ve emekçilere dönük saldırıların arttığı, toplumun, devrimci ve ilerici güçlerinin azgın bir devlet terörüyle karşı karşıya kaldığı günlerde böyle bir adım atmaları tamamen bilinçli bir tercihin üründür.

Sermaye iktidarı AKP çok iyi bilmektedir ki işçi sınıfı ve emekçiler ile toplumun baskı altındaki öteki kesimlerinin bünyesinde sürekli öfke birikmektedir. Öfkenin güçlü bir patlamaya dönüşmesini engellemek için her gün yeni saldırılar gündeme getirilmektedir. Grev yasakları, çeşitli toplumsal sorunlara karşı gerçekleştirilen eylem ve etkinliklerin yasaklanması-engellenmesi, 3. havalimanı işçilerinin tutuklanması, KHK ihraçları, yıllar sonra açılan Greif davası vb. saldırılar biriken öfkeyi bastırmak ve sindirmek için atılan adımlardır. Bu adımlarla toplumun geniş kesimlerine gözdağı vermeyi, haklı ve meşru olanı savunmayı engellemeyi hedeflemektedirler.

Sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda hayata geçirilen saldırıların bir ayağını da yargı ve polis terörü oluşturmaktadır. Devrimci ve ilerici güçler bu gerçeği göz önünde bulundurmalıdırlar. Greif davasını işçi-emekçilere ve toplumun geniş kesimlerine dönük saldırının bir parçası olarak görmeli buna göre hareket etmelidirler. Devrimci ve ilerici güçler, işçi sınıfı ve emekçilerin gelecek mücadelesinin önünü kesmeye, baskı altına almaya çalışanlara karşı, Greif davasını sahiplenmeli ve tek başına bir dava olarak değil, haklı ve meşru olanı sahiplenme mücadelesi olarak ele almalıdırlar.

Greif işgali Haziran Direnişi’nden yaklaşık bir yıl sonra gerçekleşti. Haziran Direnişi’nin öne çıkardığı şiarlar Greif işgalinde tekrar yankısını buldu. Bununla da sınırlı kalmayan Greif işgali, örgütlenme biçimi ve mücadele talepleriyle döneminin en ileri mücadelesini ifade eden bir süreç olarak yaşandı. Mücadelenin temel taleplerini kapitalist düzenin teşhiriyle güçlü biçimde birleştirdi. Sendikal bürokrasinin gerçek yüzünü bütün çıplaklığıyla gösterdi. Bundan dolayıdır ki bazı kesimler tarafından sahiplenilirken, ilericilik iddiasındaki önemli bir kesim de Greif işgalinin ya doğrudan ya da dolaylı olarak karşısında yer aldı. En başta ilericilik adına çeşitli sendikaların başını tutan bürokratik kastın saldırılarıyla karşı karşıya kaldı Greif işgali. Greif davasının tekrar gündeme geldiği bugünlerde aynı anlayışlar Greif’i ve temsil ettiği değerleri görmezden gelmeye ve sessizlikle karşılamaya devam ediyorlar. Greif’i sahiplenmenin kendi temsil ettikleri anlayışları reddetmek, tabana dayalı bir işçi hareketi yaratma iddiasıyla hareket etmek olduğunu bildikleri için böyle bir tutumu sürdürme riyakârlığı gösterebiliyorlar.

Günümüz koşulları bir kere daha göstermektedir ki Greif kriterlerini esas almak sınıf hareketinin içinde bulunduğu durumdan çıkışının tek ve gerçek yoludur. Öteki her adım ve anlayış öyle ya da böyle düzenle uzlaşmayı zorunlu kılmaktadır. En sıradan hak taleplerini dahi düzen içi yollarla almaya çalışmak ve kapitalist sömürü gerçekliğini pratikte bir kenara itmek demektir. Söylemlerin ne olduğundan bağımsız olarak pratikte buna uygun olan adımları atmaktan geri durmaktır. İşçi sınıfı ve emekçilerin ihtiyacı olan ise en sıradan hak talebini bile kapitalist sömürüyü aşma mücadelesinin bir parçası olarak ele alan bir bakışla hareket etmek ve pratiği örgütlemektir. En özlü ifadeyle devrimci sınıf hareketi yaratma iddiası ve pratiğiyle hareket etmektir.

Greif davasının tekrar açılması bu değerleri-kriterleri daha güçlü ele almak, sermayeye ve sınıf içindeki uzantılarına karşı politik ve ideolojik mücadeleyi büyütmek için fazlasıyla imkanlar sunmaktadır. Bunun gereklerini yerine getirmek, başta sınıf devrimcileri olmak üzere sınıf mücadelesinde samimi olan tüm kesimlerin görevidir.

Sınıf devrimcileri Greif kriterlerini daha güçlü sahiplenmelidir!

Sınıf devrimcileri Greif davası üzerinden bu değerleri işlemek ve bu eksende bir çabayı ortaya koymak için somut hedeflerle hareket etmeyi önlerine koydular. Fakat gelinen aşamada bunun gerektiği gibi kavrandığını ve ele alındığını söyleyemeyiz. İşçi sınıfının gelecek mücadelesi olan Greif kriterlerinin etkili bir çalışmaya konu edilmesi kriz koşullarına, baskı ve gericiliğe, sendikal bürokrasiye karşı sistematik mücadele etmek demektir. Bunun gerekleri daha güçlü ve tok biçimde yerine getirilmelidir. Her yerde Greif kriterleri bir bayrak olarak dalgalandırılmalıdır. Gündelik çalışmayı ve sınıf hareketinin gündelik sorunlarını bu eksende ele almak demektir.

Kriz, sefalet ücretleri, yasaklar vb. gibi sorunlara karşı mücadelenin eksenine Greif kriterlerini ve bir simge olarak Greif’i koymak ve fiili meşru mücadele hattını örgütlemek için adımlar atmanın hiçbir zorluğu olmadığı gibi ön açıcı bir rolü olduğu da ortadadır. Fakat doğrudan Greif’le Greif kriterleriyle bağı kurulabilecek bir dizi gündem, etkinlik vb. dahi sınıf devrimcileri tarafından yeterli toklukla ele alınamamıştır. Sınıf devrimcilerinin bunu güçlü işleyemediği bir yerde konunun diğer ilerici kesimlerin gündemine de güçlü biçimde taşınamaması doğal bir sonuç olarak yaşanmaktadır. Greif davasına sayılı günlerin kaldığı bugünlerde bu çaba daha güçlü ortaya konulmalıdır. Dava bir mahkeme süreci olarak algılanmamalı, bir anlayışın ve pratiğin işçi ve emekçilere taşındığı bir süreç olarak ele alınmalıdır.

Mahkeme öncesi ve sonrası da buna uygun müdahalelere konu edilmelidir. Bu yapıldığında devrimci sınıf hareketi yaratma ve ileri kesimleri Greif kriterleri ekseninde taraflaştırma imkanları artacaktır. İşçi sınıfının devrimci geleceğini yaratmak için başta sınıf devrimcileri olmak üzere sınıf mücadelesinde samimi olan kesimlere bu konuda fazlasıyla görev düşmektedir.

B. Seyit