Kıdem tazminatını gasp etme planı devrede

Sermaye sınıfı ve hükümetleri kıdem tazminatını gasp etmek için sürekli fırsat kollamış, buna zaman zaman yeltenip gündeme getirmiş fakat gerçekleşebilecek tepkiden çekinip vazgeçmek zorunda kalmışlardı. Şimdi ise uygun şartların oluştuğu düşünülüyor olmalı ki kıdem tazminatının yağmalanması planı Erdoğan tarafından gelecek yılın programına alındı. Tek başına bu bile sermaye sınıfının istemlerinin aslında sadece günübirlik önlemler olmadığını göstermektedir.

Erdoğan hükümeti kriz karşısında çözümsüz kalırken, sermayenin bu dönemi bir fırsata çevirmeyi arzuladığı biliniyor. Bireysel Emeklilik Sistemi’nde yapılan düzenlemeyle işçilerin sisteme yeniden dahil edilmesi ve sürenin uzatılmış olması krizin faturasının kimlere ödettirileceğini göstermektedir. Yine vergi muafiyetleri vb. yollarla kapitalistlere kolaylıklar sağlanırken, işçi ve emekçilere yaş nedeniyle emeklilik yolu kapatılmaktadır. Oysa sermaye sınıfının çıkarını gözetenler, iş kendilerine gelince birkaç yıl içinde, oldukça erken yaşta kendilerini emekli yapabilmektedirler. Aynı şekilde, yükselen dövizle birlikte tüketim maddelerine yapılan zamlar, döviz gerilemeye başladığında geri alınmamıştır. İşçi ücretleri hayat pahalılığı karşısında daha da erimiş, açlık ve yoksulluk sınırı yükselmiştir. Diğer taraftan cumhurbaşkanından bakan ve vekillerine sermayenin memurları kendi maaşlarına zam yapmakta bir sakınca görmemişlerdir.

İşten atmaların ve ücretsiz izinlerin yaşandığı büyük sanayi kuruluşları ile ilgili haberler giderek çok daha fazla gündeme gelmektedir. Keza konkordato ilan eden kapitalistler borçlarını devlete, yani işçi ve emekçilere havale etmektedirler. Zaten kısa bir zaman önce borçlarının 80 milyonun borcu olduğunu söyleme rahatlığını kendilerinde bulmuşlardı. Yanı sıra sık sık yaşanan fabrika yangınları da patronlar için bir başka çözüm yoludur.   

Ancak işçi ve emekçilere “şimdi tasarruf zamanı” diyenler kendi lüks harcamalarında herhangi bir kısıtlamaya gitmiyorlar. Sermayenin memurluğunu üstlenenlerin saraylarında, meclislerinde, kullandıkları araçlarda şatafattan tasarruf yapılamayacağı hemen her gün yeni bir örnekle sergileniyor.

Diğer taraftan sermaye sınıfı için bu yaşananlar da yeterli gelmemektedir. TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik, Genç Yönetici ve İş İnsanları Derneği’nin “Başarı: Dijital Dönüşümde Konferansı”nda yaptığı konuşmada, “reform” vurgularıyla, AKP iktidarından yeni dönem beklentilerini dile getirdi. TÜSİAD Başkanı sıfatıyla bu söylenenler, sermayenin ‘fırsat’ olarak algıladığı şeyin sadece işten atma vb. ile günlük kârını korumak olmadığını, bu dönemin daha kapsamlı reformların/saldırıların hayata geçirilmesinin imkânı sayıldığını ortaya koydu.

Hükümete ‘ince’ eleştirilerde bulunan TÜSİAD Başkanı, “Büyümeyi ucuz sıcak para ile değil, reformlarla ekonomimizi köklerinden besleyerek arttırmayı hedeflersek bir daha böyle zorluklarla karşı karşıya kalmayız” sözleriyle, köklü bir saldırı programı istediklerini açıkça söyledi. Yaptığı konuşmada “ekonomimiz ciddi zorluklarla karşı karşıya” diyen Bilecik, 2008-2009 krizinden bu yana ekonomide kırılganlıkların arttığını belirtti. Bu geçen sürede sermayenin ne kadar kazandığı, rekorlar kırdığı ortada olmasına rağmen bu açıklamanın anlamı sermayenin beklentisinin daha keskin adımlar olacağıdır. Bu adımlardan biri de kıdem tazminatının gaspıdır. Kuşkusuz arkası gelecektir.

Sermayenin bu istemi işçi sınıfı için yeni yıkım programları anlamına geliyor. Bu da gösteriyor ki sermaye sınıfı “günü kurtarma” sınırlarını çoktan aşan bir sınıfsal tutum gösteriyor. Türkiye işçi sınıfının kazanılmış haklarına şimdiye kadar cüret edilemeyen bir saldırının işareti olarak okumak gerekiyor bunu.

Kıdem tazminatının gaspı için en uygun zaman mı?

Sermaye sınıfı ve hükümetleri kıdem tazminatını gasp etmek için sürekli fırsat kollamış, buna zaman zaman yeltenip gündeme getirmiş fakat gerçekleşebilecek tepkiden çekinip vazgeçmek zorunda kalmışlardı. Şimdi ise uygun şartların oluştuğu düşünülüyor olmalı ki kıdem tazminatının yağmalanması planı Erdoğan tarafından gelecek yılın programına alındı. Tek başına bu bile sermaye sınıfının istemlerinin aslında sadece günübirlik önlemler olmadığını göstermektedir. 

Türkiye işçi sınıfını bekleyen sadece krizin ağır faturası, onun yaratacağı yoksulluk değil, yine buna bağlı olarak kıdem tazminatı gibi bir kazanılmış hakkın korunması mücadelesidir. İşçi sınıfı bu saldırıyı püskürtebilirse bu yeni haklar kazanmanın da önünü açacaktır. Sermayenin topyekûn saldırı programına karşı işçi sınıfı mücadele seferberliği içinde olmalı, örgütlülüklerini güçlendirmeli ve mevzilerini sağlamlaştırmalıdır. Bunun yolu ise sermayenin Erdoğan AKP’si ve diğer düzen partileri vesilesiyle yapacağı tüm sahte kutuplaştırmaların, sahte saflaşmaların tuzağına düşmemektir. İşçi sınıfı ve emekçiler, kendi sınıfsal çıkarları için aynı safta buluşur, sermayenin saldırılarına karşı birlikte, örgütlü bir duruş gösterebilirlerse kazanabileceklerdir. Bunun için de başta sınıf devrimcileri olmak üzere sınıf bilinçli işçilere çok büyük sorumluluk düşmektedir.